"Yusuf Ahıskalı" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Okune sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
12. satır: 12. satır:
 
Birinci dünya savaşı yıllarında ailesi, bu kez [[Muhacırlık]] olarak bilinen bir diğer zorunlu göçle Trabzon'u terk eden ahalinin arasındaydı. Savaş sonuna dek geçici olarak [[Sinop]]'a sığındılar. '''1919''' yılında [[Trabzon]]'a döndüklerinde, şehir 600 yıl sonra ikinci kez, yine uzun ömürlü olamayacak yeni bir entelektüel patlama ortamındaydı. Gazetelerin, dergilerin, matbaaların şehirde beş yıl kadar sürecek son altın çağını yaşadığı bu yıllarda, 10 yaşında bir çocuk olarak ilgi alanının netleşmesi fazla uzun sürmedi. İlk favori dergileri, Kelebek ve Karagöz idi. Orada başladığı Ortaöğrenim sürecini bir süre sonra İstanbul'da sürdüren Ahıskalı, ardından adım attığı Üniversite yıllarında "Çağlayan" mahlasıyla kaleme aldığı ilk yazılarını Trabzon'da Halk gazetesinde yayımlatmaya başladı. Okulundaki hocalarından biri olan Suphi Nuri İleri, onun bilimsel sosyalist fikirlerle ilk doğrudan temas kaynağı olmuştu.  
 
Birinci dünya savaşı yıllarında ailesi, bu kez [[Muhacırlık]] olarak bilinen bir diğer zorunlu göçle Trabzon'u terk eden ahalinin arasındaydı. Savaş sonuna dek geçici olarak [[Sinop]]'a sığındılar. '''1919''' yılında [[Trabzon]]'a döndüklerinde, şehir 600 yıl sonra ikinci kez, yine uzun ömürlü olamayacak yeni bir entelektüel patlama ortamındaydı. Gazetelerin, dergilerin, matbaaların şehirde beş yıl kadar sürecek son altın çağını yaşadığı bu yıllarda, 10 yaşında bir çocuk olarak ilgi alanının netleşmesi fazla uzun sürmedi. İlk favori dergileri, Kelebek ve Karagöz idi. Orada başladığı Ortaöğrenim sürecini bir süre sonra İstanbul'da sürdüren Ahıskalı, ardından adım attığı Üniversite yıllarında "Çağlayan" mahlasıyla kaleme aldığı ilk yazılarını Trabzon'da Halk gazetesinde yayımlatmaya başladı. Okulundaki hocalarından biri olan Suphi Nuri İleri, onun bilimsel sosyalist fikirlerle ilk doğrudan temas kaynağı olmuştu.  
  
'''1934''' yılında mezuniyetinin ardından memur olarak çalışmaya başladı. Ama asıl amacı ve çocukluk hayali olan yayımcılık dünyasına adım atmanın yollarını arıyordu. İleri'nin yeğeni olan [[Abidin Dino]] ile bu süreçte tanıştı ve hocasının da teşviki ile, onunla birlikte ilk olarak '''1938''''de SES (Sosyoloji, Edebiyat, Sanat) isimli bir kültür dergisi yayımladılar. Bu sayede [[Sabahattin Ali]], Orhan Veli, [[Bedri Rahmi Eyüboğlu]], Hüsamettin Bozok, Asaf Halet Çelebi, [[Hasan İzzettin Dinamo]], Nail Çakırhan, Zekeriya Sertel gibi dönemin ilerici sosyalist aydınlarıyla tanışma imkanı buldu. Hepsi yazılarıyla, şiirleriyle dergiye  katkı verdiler. Kısa süre sonra memuriyetten istifa ederek, derginin başına geçti. Bir yıl sonra [[Nazım Hikmet]]'in cezaevinden "Nurettin Eşvak" adıyla gönderdiği şiirlerini de yayımlamaya başladı. Ancak 5. sayısında yayıma ara vermek zorunda kaldı.
+
'''1934''' yılında mezuniyetinin ardından memur olarak çalışmaya başladı. Ama asıl amacı ve çocukluk hayali olan yayımcılık dünyasına adım atmanın yollarını arıyordu. İleri'nin yeğeni olan [[Abidin Dino]] ile bu süreçte tanıştı ve hocasının da teşviki ile, onunla birlikte ilk olarak '''1938''''de SES (Sosyoloji, Edebiyat, Sanat) isimli bir kültür dergisi yayımladılar. Bu sayede [[Sabahattin Ali]], Orhan Veli, [[Bedri Rahmi Eyüboğlu]], Hüsamettin Bozok, Asaf Halet Çelebi, [[Hasan İzzettin Dinamo]], Nail Çakırhan, Zekeriya Sertel gibi dönemin ilerici sosyalist aydınlarıyla tanışma imkanı buldu. Hepsi yazılarıyla, şiirleriyle dergiye  katkı verdiler. Kısa süre sonra memuriyetten istifa ederek, derginin başına geçti. Bir yıl sonra [[Nazım Hikmet]]'in cezaevinden "Nurettin Eşfak" adıyla gönderdiği şiirlerini de yayımlamaya başladı. Ancak 5. sayısında yayıma ara vermek zorunda kaldı.
  
 
'''1939''''da tekrar çıkmaya başlayan derginin 2. sayısının kapağını [[Abidin Dino]] sıkılı bir yumruk çizimi ile tasarladı. Yusuf Ahıskalı, bu yumruğun ne anlama geldiğine dair ifade vermesi için Ankara'ya çağrıldı. Kendisine derginin ismini değiştirmesi ve çizgisine çeki düzen vermesi şartıyla kapatılmayacağı söylendi. "YENİ SES" adıyla yayımlanan bir sonraki sayı, içinde [[İhsan Mehmed Hamamizade]]'nin "Trabzon Halk Sanatı" başlıklı incelemesinin de yer aldığı daha zengin bir içerikle çıktı. Ancak giderek artan siyasi baskılar nedeniyle '''Temmuz 1941''''de faaaliyetlerini tamamen durdurdu. Bu arada kendisi de ilk öykü kitabını yayımladı. Ardından Arkadaş Basımevi'ni kurdu. Çeşitli gazetelerde tiyatro ve edebiyat eleştirileri kaleme aldı. '''1944''''de ikinci ve üçüncü öykü kitaplarını, ertesi yılda ilk şiir kitabını yayımladı. '''1945''' yılında ikinci kez askere alındı.
 
'''1939''''da tekrar çıkmaya başlayan derginin 2. sayısının kapağını [[Abidin Dino]] sıkılı bir yumruk çizimi ile tasarladı. Yusuf Ahıskalı, bu yumruğun ne anlama geldiğine dair ifade vermesi için Ankara'ya çağrıldı. Kendisine derginin ismini değiştirmesi ve çizgisine çeki düzen vermesi şartıyla kapatılmayacağı söylendi. "YENİ SES" adıyla yayımlanan bir sonraki sayı, içinde [[İhsan Mehmed Hamamizade]]'nin "Trabzon Halk Sanatı" başlıklı incelemesinin de yer aldığı daha zengin bir içerikle çıktı. Ancak giderek artan siyasi baskılar nedeniyle '''Temmuz 1941''''de faaaliyetlerini tamamen durdurdu. Bu arada kendisi de ilk öykü kitabını yayımladı. Ardından Arkadaş Basımevi'ni kurdu. Çeşitli gazetelerde tiyatro ve edebiyat eleştirileri kaleme aldı. '''1944''''de ikinci ve üçüncü öykü kitaplarını, ertesi yılda ilk şiir kitabını yayımladı. '''1945''' yılında ikinci kez askere alındı.

13.45, 18 Mayıs 2025 tarihindeki hâli

Yusuf Ahıskalı (1929)

Yusuf Ahıskalı (1909-1983) Trabzon doğumlu şair, yazar ve yayımcıdır.

1940 kuşağının unutulmaya yüz tutmuş edebiyatçılarından biri olarak bilinir.[1] Kendi döneminin siyasi ve entelektüel kalıplarıyla pek uyumlu olmayan tarzı bunda önemli derecede etkendir.

İsmi

Soyadı, ailesinin göçmeni olduğu Ahıska bölgesinden kaynaklanır. Bazı erken dönem eserlerinde "Çağlayan" mahlasını da kullanmıştır.

Hayatı

Osmanlı döneminde zorunlu göçle memleketlerini terk edip şehre yerleşmiş Ahıskalı bir ailenin çocuğu olarak 10 Mart 1909 tarihinde Trabzon'da doğdu.

Birinci dünya savaşı yıllarında ailesi, bu kez Muhacırlık olarak bilinen bir diğer zorunlu göçle Trabzon'u terk eden ahalinin arasındaydı. Savaş sonuna dek geçici olarak Sinop'a sığındılar. 1919 yılında Trabzon'a döndüklerinde, şehir 600 yıl sonra ikinci kez, yine uzun ömürlü olamayacak yeni bir entelektüel patlama ortamındaydı. Gazetelerin, dergilerin, matbaaların şehirde beş yıl kadar sürecek son altın çağını yaşadığı bu yıllarda, 10 yaşında bir çocuk olarak ilgi alanının netleşmesi fazla uzun sürmedi. İlk favori dergileri, Kelebek ve Karagöz idi. Orada başladığı Ortaöğrenim sürecini bir süre sonra İstanbul'da sürdüren Ahıskalı, ardından adım attığı Üniversite yıllarında "Çağlayan" mahlasıyla kaleme aldığı ilk yazılarını Trabzon'da Halk gazetesinde yayımlatmaya başladı. Okulundaki hocalarından biri olan Suphi Nuri İleri, onun bilimsel sosyalist fikirlerle ilk doğrudan temas kaynağı olmuştu.

1934 yılında mezuniyetinin ardından memur olarak çalışmaya başladı. Ama asıl amacı ve çocukluk hayali olan yayımcılık dünyasına adım atmanın yollarını arıyordu. İleri'nin yeğeni olan Abidin Dino ile bu süreçte tanıştı ve hocasının da teşviki ile, onunla birlikte ilk olarak 1938'de SES (Sosyoloji, Edebiyat, Sanat) isimli bir kültür dergisi yayımladılar. Bu sayede Sabahattin Ali, Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Hüsamettin Bozok, Asaf Halet Çelebi, Hasan İzzettin Dinamo, Nail Çakırhan, Zekeriya Sertel gibi dönemin ilerici sosyalist aydınlarıyla tanışma imkanı buldu. Hepsi yazılarıyla, şiirleriyle dergiye katkı verdiler. Kısa süre sonra memuriyetten istifa ederek, derginin başına geçti. Bir yıl sonra Nazım Hikmet'in cezaevinden "Nurettin Eşfak" adıyla gönderdiği şiirlerini de yayımlamaya başladı. Ancak 5. sayısında yayıma ara vermek zorunda kaldı.

1939'da tekrar çıkmaya başlayan derginin 2. sayısının kapağını Abidin Dino sıkılı bir yumruk çizimi ile tasarladı. Yusuf Ahıskalı, bu yumruğun ne anlama geldiğine dair ifade vermesi için Ankara'ya çağrıldı. Kendisine derginin ismini değiştirmesi ve çizgisine çeki düzen vermesi şartıyla kapatılmayacağı söylendi. "YENİ SES" adıyla yayımlanan bir sonraki sayı, içinde İhsan Mehmed Hamamizade'nin "Trabzon Halk Sanatı" başlıklı incelemesinin de yer aldığı daha zengin bir içerikle çıktı. Ancak giderek artan siyasi baskılar nedeniyle Temmuz 1941'de faaaliyetlerini tamamen durdurdu. Bu arada kendisi de ilk öykü kitabını yayımladı. Ardından Arkadaş Basımevi'ni kurdu. Çeşitli gazetelerde tiyatro ve edebiyat eleştirileri kaleme aldı. 1944'de ikinci ve üçüncü öykü kitaplarını, ertesi yılda ilk şiir kitabını yayımladı. 1945 yılında ikinci kez askere alındı. Ertesi yıl hayata geçen çok partili sistemle birlikte kurulmuş partilerden biri olan Türkiye Sosyalist Partisi'ne üye oldu. Aynı süreçte SES dergisini üçüncü kez çıkartmak için de kolları sıvadı. Bu yeni dönemde de derginin her sayısında, hala tutsak olan Nazım Hikmet'in "Nurettin İşfak" imzalı şiirlerine yer verdi. Yayım çizgisini giderek daha siyasi bir çizgiye taşıdı. 7. sayıda kendisinin “Sosyalist Bir Hükümet Lazım” ve Aziz Nesin’in “Sosyalist Partiler” başlıklı yazıları yayımlandı. Nihayetinde tekrar hapse atılması uzun sürmedi ve 11 Aralık 1946 tarihli son sayısıyla SES dergisi bir kez yayımını durdurdu. İki yıllık bir ara sonrası tekrar canlandırmayı denese de, sadece iki yeni sayı daha çıkarabildikten sonra dergi tekrar kapatıldı.

1950 yılında bir taraftan hapishanede açlık grevine çıktığı duyulan Nazım Hikmet için birşeyler yapmaya çalışırken, diğer yanda yedi yıl süren uzun ve cezalı askerlik yükümlüğünden yeni terhis olmuş ve neredeyse her şeyini yitirmiş olan çocukluk arkadaşı Hasan İzzetin Dinamo'ya hayata tutunması için yardımcı olmaya çalışıyordu. Aynı sıralarda yedi yıllık zorunlu askerlik ve hapis cezasını tamamlayan bir diğer arkadaşı Zihni Anadol'a da kucak açtı, destek verdi. Ardından ikisi birlikte SES dergisini devam ettirmek için son bir teşebbüste daha bulundular ve 27 Ocak 1951'de derginin yeni bir sayısını birlikte yayımladılar. Bu sayıdaki kendisini "İşçiler Birleşiniz!" başlıklı yazısı, Zihni Anadol’un da "Şafakta" adlı şiirinde geçen "kırmızı gül" ve "kasket" sözcükleri nedeniyle bir hafta sonra ikisi birlikte, TCK.142 kapsamında tekrar hapse atıldılar. Aynı hafta çıkan bir sonraki sayısı ise SES dergisinin son yayımı oldu.[2]


İlk tutuklanmasını, mezuniyetine kısa bir süre kala 24 Nisan 1935 tarihinde, işçilere ve köylülere hitaben kaleme aldığı bir örgütlenme çağrısı bildirisi nedeniyle yaşadı.[3]

Mahkumiyetinin sona ermesinin ardından dönüş yolculuğunda tutsaklık yılları boyunca yazdığı ondan fazla romanının, birkaç oyununun ve yüzlerce şiirinin bulunduğu valizleri, kitap sandıkları bindiği trende çalındı. Bu olay nedeniyle yaşadığı travmayı ömrünün sonuna dek dile getirdi. Kaybolan, el konulan ve yok edilen tüm şiirleri için daha sonra “Yitik Şiirlerime Ağıt” isimli dizeleri yazacak, ayrıca kaybettiği o eserlerinin acısını şu sözlerle de dile getirecekti:

"...Onlar hep yürekler acısı. Bakmayın, ben bütün hayatımı çaldırdım. Hiç yazılmamış, basılmamış şiirlerimi yahut kaybettiklerimi tekrar anımsayarak yazmaya çalışmışımdır..."


1980 darbesinde, tıpkı 12 Mart darbesinde olduğu gibi yine gözaltına alınması gereken aydınlar listesindeydi. 80'li yıllarda, öncesi büyük ölçüde yoksulluk içinde geçen yaşamının son yıllarını kendi köşesinde, nispeten unutulmuş ve yayımcılık dünyasından dışlanmış bir yazar olarak geçirdi, anılarını yazdı.

26 Haziran 1983 tarihinde İstanbul'da öldü.

Fikirleri

Musa'nın Gecekondusu romanında kendisinden "basımevci, yazar Hüsrev" adıyla bahseden yakın arkadaşı Hasan İzzettin Dinamo, onun yalnızlığının da sebebi olan kendine has tutumunu, duruşunu şu satırlarla tasvir etmişti:

"...“Basımevci, yazar Hüsrev, kafasının dikine, kendi özel düşüncelerine göre yaşayan bir adamdı. Bütün yaz, Tarzan gibi yarı çıplak gezip dolaşıyor, iş saatlerinin dışındaki bütün saatlerini böyle geçiriyordu. Kafasında özel tanrısı olarak yaşattığı, canlandırdığı kendisinden özge bir kişi daha vardı ki, o da keçi ayaklı Tanrı Pan’dı. Kendi yaşamı, duyuşları ile Pan’ın kişiliğinde gezdirdiği dünya arasında sıcak, sıkı bir ilişki kurduktan sonra Pan üstüne bir yığın şey okudu, düşündü. En sonra da Pan’ın, kendisinden başka biri olmadığı kesin kanısına vardı. Savaşı ortadan kaldıracak en son savaş düşüncesine karşı değilse de savaşa, tedirginliğe karşıydı. Soyu sopu, Prometeus’un zincire vurulup kartallara ya da akbabalara yemlik olarak bırakıldığı efsaneler ülkesi Kafkasya kayalıkları üzerinde kurulmuş bir kasabadan gelmişti. Bir iki yabancı dil öğrendiği, üniversite bitirdiği halde, halkın içinde, halkı kurtarmayı erek tutan en modern düşüncelerin ortasında yer almıştı“..."

Eserleri

  • Şiir:
  • Hitabe (1945)
  • Keçi Ayaklı İlah Pan (1952)
  • İstanbul'un Destanı (1953)
  • Mevsimler (1959)
  • İşte Hürriyet (1960)
  • Harp Sonrası Hapishanelerin Destanı (1960)
  • Estek Köstek (1963)
  • Öykü:
  • Bizden İyileri (1940)
  • Kocakarının İki Oğlu (1944)
  • Yedeksubayın Aşkı (1944)
  • Bonnard’ın Tablocuğu (1960)
  • Anı:
  • Sosyalizmin Gelişme Yılı 1946 (1968)
  • Yeni İnsanlık Bilimi ve Bildirisi (1970)
  • Duvarların Ötesi (1975)

Kaynakça

  1. Ali Mustafa (2018) "Ses'li yıllardan bir insan: Yusuf Ahıskalı Kıyı Edebiyat Dergisi, Sayı:10 s.14-20
  2. Gülsüm Cengiz (2021) "Bir edebiyat durağı, Küçükçekmece" s.59-107
  3. Güngör Gençay (2002) “Yaşamın Terkisinde Bir Ömür, Yusuf Ahıskalı” Yaba Edebiyat Dergisi, Sayı:17 s.26