"Nurullah Ataç" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Okune sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 38 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
 
[[Dosya:Nurullah-Atac.jpg|400px|thumb|Nurullah Ataç]]
 
[[Dosya:Nurullah-Atac.jpg|400px|thumb|Nurullah Ataç]]
Nurullah Ataç (1898-1957) [[Yomra]] asıllı yazar ve eleştirmendir.
+
Nurullah Ataç (1898-1957) [[Yomra]] asıllı yazardır.
  
 
20. yüzyıl Türkçe edebiyatının en önemli eleştirmenleri arasında yer alır. Lafını hiç sakınmayan sivri dilli üslubu nedeniyle kendi döneminin pek sevilmeyen ama aynı zamanda çok saygı duyulan edebiyatçılarından biri olmuştur.<ref>Yoksul Akarsu (2019) "Ataç ve Liyakat"</ref>   
 
20. yüzyıl Türkçe edebiyatının en önemli eleştirmenleri arasında yer alır. Lafını hiç sakınmayan sivri dilli üslubu nedeniyle kendi döneminin pek sevilmeyen ama aynı zamanda çok saygı duyulan edebiyatçılarından biri olmuştur.<ref>Yoksul Akarsu (2019) "Ataç ve Liyakat"</ref>   
 +
 +
==İsmi==
 +
Asıl adı Mehmet Ali Nurullah Ata'dır. Bazı yazılarında; Ahfeş, Ali Gümrükçü, Alkan, Kavafoğlu, Nurullah Ata, Sabiha Yağızlar, Süha Kavafoğlu mahlaslarını kullanmıştır.
  
 
==Hayatı==  
 
==Hayatı==  
Aslen Yomralı Gümrükçüoğlu sülalesine mensup olan ve Osmanlı döneminin son yıllarında çeşitli bürokratik görevler üstlenen Mehmet Atâ Bey'in oğlu olarak, '''21 Ağustos 1898''' tarihinde İstanbul'da doğdu.   
+
Aslen Yomralı Gümrükçüoğlu sülalesine mensup olan ve Osmanlı döneminin son yıllarında çeşitli bürokratik görevler üstlenen Mehmet Atâ Bey'in oğlu olarak, '''21 Ağustos 1898''' tarihinde İstanbul'da doğdu. Aynı şehirde okuduğu ilkokul, onun mezun olabildiği tek okul oldu. Başladığı lise öğrenimini tamamlayamadı. Ardından sırasıyla önce Lozan Üniversitesi, ardında Sorbonne Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde almaya başladığı eğitimlerin hepsini, babasının ölümü sonrası yaşadığı maddi sorunlar nedeniyle yarıda bıraktı.
 +
 
 +
'''1922''' yılından itibaren Fransızca çevirmenlik yapmaya başladı. Aynı süreçte çeşitli dergilerde yayımlanan deneme türündeki ilk yazılarıyla, tiyatro ve ebebiyat eleştirileri ile dikkat çekmeye başladı. Bir süre sonra geçimini sağlamak için Fransızca dersleri vermeye başladı. Sonrasında birçok farklı kurumda çevirmen ve Fransızca öğretmeni olarak görev yaptı. Aynı süreçte, otuzlu yıllar boyunca yayımlanan eleştiri yazılarıyla etkili bir edebiyat otoritesi olarak öne çıkmaya başladı. '''1935''' yılında [[Nazım Hikmet]] için şunları yazdı:
 +
 
 +
<blockquote>
 +
''"...Bence Nâzım Hikmet, Türk dili ile yazmış en büyük şairdir; çünkü ondan önce hiçbir şairimizde onun kadar tam bir görüş, hayata karışış yoktur. Çünkü o ‘Hülyamı seyredeceğim’ diye kendi içine büzülen bir adam değildir. Çünkü orijinallik, ayrılık, ‘teferrüd’ peşinde koşan bir estet değil, ‘bir kavganın adsız neferi’dir. Türk dilinin en büyük şairi Mehmet Akif değildir, Nâzım Hikmet’tir, çünkü Mehmet Akif geri bir kavganın neferidir, Nâzım Hikmet ise ileri bir kavganın..."'' <ref>Mehmet Ergün (2019) "[https://yenie.net/mehmet-ergun-atac-ve-nazim-hikmet/ Ataç ve Nazım Hikmet]"</ref>
 +
</blockquote>
 +
 
 +
'''1940''' yılında [[Sabahattin Eyüboğlu]]'nun [[Hasan Ali Yücel]]'e şahsen öneride bulunmasıyla Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yeni kurulan Tercüme Kurulu'nun başkanı olarak görevlendirildi. Ataç'ı o göreve layık gören bu her iki isim de aslında geçimsizliği, kibirli ve alaycı kişiliği nedeniyle kendisine mesafeli duran isimlerdi. Hatta her ikisi için de "Hayran Çelebi ve Hasanoğlan" şeklinde birer lakap uydurduğunu da duymuşlardı. Fakat tüm bunlar ona bu teklifi yapmalarına engel olmadı. Hatta onu başkanlığa öneren Eyüboğlu'nun kendisi de başkan yardımcılığı görevini üstlendi. Çünkü o yıllarda liyakat temel esastı.
 +
 
 +
Aslında bu tutum Ataç'ın kendi eleştiri yazıları ve yayım politikası için de geçerli bir ilkeydi. Kendisi o yıllarda daha çok Avrupa merkezci bir liberal olmasına rağmen, '''1943''' yılında Ankara'daki TKP çevresinin yayımladığı Adımlar dergisinin yazı kadrosuna dahil olmayı kabul edebilecek kadar cesur ve açık fikirliydi. Çünkü o sıralarda bu dergi, ırkçı ve faşist çevrelerin hedef tahtası durumundaydı. Aynı dergide [[Behice Boran]] ile hümanizmin güncel referansları üzerine yaptıkları polemik oldukça dikkat çekmişti.
 +
 
 +
Özellikle '''1945'''’den sonra Türkçe edebiyatın Arapça-Farsça etkisinden kurtarılmasının ve dildeki öze dönüşün ısrarlı bir savunucusu haline geldi. Bu fikri bir süre sonra takıntı haline getirdi ve aynı yıllarda [[Rumca]] üzerinden bir modern Yunanca yaratmak için bir benzeri de Yunanistan'da uygulanmakta olan masa başında kelime üretimi uğraşına girişti tek başına. Bu çabasının ırkçılık, milliyetçilik değil bir kültürel bağımsızlık ve modernleşme davası olduğuna inanıyordu. Yoğun eleştirilerle birlikte, ürettiği birçok kelime alaya alınsa da; "''öykü, katkı, tutsak, etkinlik, yapıt, çaba, toplum, eylem, yanıt, uygarlık, örneğin, özgürlük, olumlu, olumsuz, nesnel, beğeni, olanak, görece, günce, ürün, doğa, birey, bileşim, araç, eleştiri, koşul, güldürü''" gibi bizzat kendi üretimi olan önemli miktarda kelimeyi Türkçe konuşma diline sokmayı başardı. Kelime üretiminin dışında ısrarla savunduğu bir diğer fikri de konuşma dilindeki devrik cümle serbestliğinin yazı dilinde de kullanılabileceğiydi. Bunu da büyük ölçüde kabul ettirdi. Ayrıca aynı paralelde teşvik ettiği genç yazarların ve şairlerin, özellikle hem "Birinci Yeni" hem "İkinci Yeni" akımlarının en büyük destekçisi oldu.
  
Sırasıyla önce Lozan Üniversitesi, ardında Sorbonne Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde aldığı eğitimlerinin hepsini yarıda bırakarak '''1922''' yılından itibaren Fransızca çevirmenlik yapmaya başladı. Aynı süreçte çeşitli dergilerde yayımlanan deneme türündeki ilk yazılarıyla, tiyatro ve ebebiyat eleştirileri ile dikkat çekmeye başladı.  
+
Yaşamı boyunca uçlarda gezen, absürt olarak nitelenen fikirleriyle gündem yarattı. Arapça olduğu gerekçesiyle yazılarında "ve" bağlacı kullanmamaya başlaması, tüm okullarda Latincenin zorunlu yabancı dil dersi olması önerisi bunlardan en çok hatırlananlardı. Modernizmde aşırıcılık olarak nitelendirilen bu çıkışlarını bir yazısında şu sözlerle savundu:
  
 +
<blockquote>
 +
''"...Aşırılıktan çekinmek, düşüncelerimizin sonuna dek gitmekten çekinmek demektir. Düşüncelerinin sonuna dek gitmekten çekinen kişi ise, türlü düşünceleri, türlü görüşleri birbirine karıştırıyor, birini öteki ile köreltiyor demektir..."'' <ref>Nurullah Ataç (1952) "Sözden Söze" s.73</ref>
 +
</blockquote>
  
 +
'''1951''' yılında Türk Dil Kurumu yönetim kurulu üyeliğine getirildi ve bu kurumun "Yayın Kolu" başkanlığını üstlendi.
  
'''17 Mayıs 1957''' tarihinde İstanbul'da öldü.
+
Öldü '''17 Mayıs 1957''' tarihinde Ankara'da.
  
 
==Eserleri==
 
==Eserleri==
Çevirileriyle Türkçeye kazandırdığı birçok klasik eser ve çeşitli dergilerde yayımlanmış eleştiri yazıları dışında, belli başlı eserleri şunlardır:
+
Çevirileriyle Türkçeye kazandırdığı elliye yakın Fransızca, Latince klasik eser ve çeşitli dergilerde yayımlanmış yüzlerce eleştiri ve deneme yazıları dışındaki belli başlı basılı eserleri şunlardır:
  
 
*Günlerin Getirdiği (1946)
 
*Günlerin Getirdiği (1946)
26. satır: 45. satır:
 
==Kaynakça==
 
==Kaynakça==
  
[[Kategori: Taslaklar]]
+
[[Kategori: Önemli Kişiler]]

03.32, 8 Ağustos 2025 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Nurullah Ataç

Nurullah Ataç (1898-1957) Yomra asıllı yazardır.

20. yüzyıl Türkçe edebiyatının en önemli eleştirmenleri arasında yer alır. Lafını hiç sakınmayan sivri dilli üslubu nedeniyle kendi döneminin pek sevilmeyen ama aynı zamanda çok saygı duyulan edebiyatçılarından biri olmuştur.[1]

İsmi

Asıl adı Mehmet Ali Nurullah Ata'dır. Bazı yazılarında; Ahfeş, Ali Gümrükçü, Alkan, Kavafoğlu, Nurullah Ata, Sabiha Yağızlar, Süha Kavafoğlu mahlaslarını kullanmıştır.

Hayatı

Aslen Yomralı Gümrükçüoğlu sülalesine mensup olan ve Osmanlı döneminin son yıllarında çeşitli bürokratik görevler üstlenen Mehmet Atâ Bey'in oğlu olarak, 21 Ağustos 1898 tarihinde İstanbul'da doğdu. Aynı şehirde okuduğu ilkokul, onun mezun olabildiği tek okul oldu. Başladığı lise öğrenimini tamamlayamadı. Ardından sırasıyla önce Lozan Üniversitesi, ardında Sorbonne Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde almaya başladığı eğitimlerin hepsini, babasının ölümü sonrası yaşadığı maddi sorunlar nedeniyle yarıda bıraktı.

1922 yılından itibaren Fransızca çevirmenlik yapmaya başladı. Aynı süreçte çeşitli dergilerde yayımlanan deneme türündeki ilk yazılarıyla, tiyatro ve ebebiyat eleştirileri ile dikkat çekmeye başladı. Bir süre sonra geçimini sağlamak için Fransızca dersleri vermeye başladı. Sonrasında birçok farklı kurumda çevirmen ve Fransızca öğretmeni olarak görev yaptı. Aynı süreçte, otuzlu yıllar boyunca yayımlanan eleştiri yazılarıyla etkili bir edebiyat otoritesi olarak öne çıkmaya başladı. 1935 yılında Nazım Hikmet için şunları yazdı:

"...Bence Nâzım Hikmet, Türk dili ile yazmış en büyük şairdir; çünkü ondan önce hiçbir şairimizde onun kadar tam bir görüş, hayata karışış yoktur. Çünkü o ‘Hülyamı seyredeceğim’ diye kendi içine büzülen bir adam değildir. Çünkü orijinallik, ayrılık, ‘teferrüd’ peşinde koşan bir estet değil, ‘bir kavganın adsız neferi’dir. Türk dilinin en büyük şairi Mehmet Akif değildir, Nâzım Hikmet’tir, çünkü Mehmet Akif geri bir kavganın neferidir, Nâzım Hikmet ise ileri bir kavganın..." [2]

1940 yılında Sabahattin Eyüboğlu'nun Hasan Ali Yücel'e şahsen öneride bulunmasıyla Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yeni kurulan Tercüme Kurulu'nun başkanı olarak görevlendirildi. Ataç'ı o göreve layık gören bu her iki isim de aslında geçimsizliği, kibirli ve alaycı kişiliği nedeniyle kendisine mesafeli duran isimlerdi. Hatta her ikisi için de "Hayran Çelebi ve Hasanoğlan" şeklinde birer lakap uydurduğunu da duymuşlardı. Fakat tüm bunlar ona bu teklifi yapmalarına engel olmadı. Hatta onu başkanlığa öneren Eyüboğlu'nun kendisi de başkan yardımcılığı görevini üstlendi. Çünkü o yıllarda liyakat temel esastı.

Aslında bu tutum Ataç'ın kendi eleştiri yazıları ve yayım politikası için de geçerli bir ilkeydi. Kendisi o yıllarda daha çok Avrupa merkezci bir liberal olmasına rağmen, 1943 yılında Ankara'daki TKP çevresinin yayımladığı Adımlar dergisinin yazı kadrosuna dahil olmayı kabul edebilecek kadar cesur ve açık fikirliydi. Çünkü o sıralarda bu dergi, ırkçı ve faşist çevrelerin hedef tahtası durumundaydı. Aynı dergide Behice Boran ile hümanizmin güncel referansları üzerine yaptıkları polemik oldukça dikkat çekmişti.

Özellikle 1945’den sonra Türkçe edebiyatın Arapça-Farsça etkisinden kurtarılmasının ve dildeki öze dönüşün ısrarlı bir savunucusu haline geldi. Bu fikri bir süre sonra takıntı haline getirdi ve aynı yıllarda Rumca üzerinden bir modern Yunanca yaratmak için bir benzeri de Yunanistan'da uygulanmakta olan masa başında kelime üretimi uğraşına girişti tek başına. Bu çabasının ırkçılık, milliyetçilik değil bir kültürel bağımsızlık ve modernleşme davası olduğuna inanıyordu. Yoğun eleştirilerle birlikte, ürettiği birçok kelime alaya alınsa da; "öykü, katkı, tutsak, etkinlik, yapıt, çaba, toplum, eylem, yanıt, uygarlık, örneğin, özgürlük, olumlu, olumsuz, nesnel, beğeni, olanak, görece, günce, ürün, doğa, birey, bileşim, araç, eleştiri, koşul, güldürü" gibi bizzat kendi üretimi olan önemli miktarda kelimeyi Türkçe konuşma diline sokmayı başardı. Kelime üretiminin dışında ısrarla savunduğu bir diğer fikri de konuşma dilindeki devrik cümle serbestliğinin yazı dilinde de kullanılabileceğiydi. Bunu da büyük ölçüde kabul ettirdi. Ayrıca aynı paralelde teşvik ettiği genç yazarların ve şairlerin, özellikle hem "Birinci Yeni" hem "İkinci Yeni" akımlarının en büyük destekçisi oldu.

Yaşamı boyunca uçlarda gezen, absürt olarak nitelenen fikirleriyle gündem yarattı. Arapça olduğu gerekçesiyle yazılarında "ve" bağlacı kullanmamaya başlaması, tüm okullarda Latincenin zorunlu yabancı dil dersi olması önerisi bunlardan en çok hatırlananlardı. Modernizmde aşırıcılık olarak nitelendirilen bu çıkışlarını bir yazısında şu sözlerle savundu:

"...Aşırılıktan çekinmek, düşüncelerimizin sonuna dek gitmekten çekinmek demektir. Düşüncelerinin sonuna dek gitmekten çekinen kişi ise, türlü düşünceleri, türlü görüşleri birbirine karıştırıyor, birini öteki ile köreltiyor demektir..." [3]

1951 yılında Türk Dil Kurumu yönetim kurulu üyeliğine getirildi ve bu kurumun "Yayın Kolu" başkanlığını üstlendi.

Öldü 17 Mayıs 1957 tarihinde Ankara'da.

Eserleri

Çevirileriyle Türkçeye kazandırdığı elliye yakın Fransızca, Latince klasik eser ve çeşitli dergilerde yayımlanmış yüzlerce eleştiri ve deneme yazıları dışındaki belli başlı basılı eserleri şunlardır:

  • Günlerin Getirdiği (1946)
  • Karalama Defteri (1952)
  • Sözden Söze (1952)
  • Ararken (1954)
  • Diyelim (1954)
  • Okuruma Mektuplar (1958)
  • Günce (1960)

Kaynakça

  1. Yoksul Akarsu (2019) "Ataç ve Liyakat"
  2. Mehmet Ergün (2019) "Ataç ve Nazım Hikmet"
  3. Nurullah Ataç (1952) "Sözden Söze" s.73