"Hasan Basri Alp" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Okune sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
3. satır: 3. satır:
  
 
Özellikle 1960'lı yıllarda yargıç olarak görev yaparken kaleme aldığı sosyalist muhalif kitaplarıyla dikkat çekmiş; bu nedenle de sürgün, görevden uzaklaştırma ve hapis cezalarına maruz kalmıştır.   
 
Özellikle 1960'lı yıllarda yargıç olarak görev yaparken kaleme aldığı sosyalist muhalif kitaplarıyla dikkat çekmiş; bu nedenle de sürgün, görevden uzaklaştırma ve hapis cezalarına maruz kalmıştır.   
 +
 +
==İsmi==
 +
Şiirlerinde genellikle mahlas olarak ailesinin bağlı olduğu sülaleye atıfla Çaloğlu adını kullanmıştır.
  
 
==Hayatı==
 
==Hayatı==
'''1912''' yılında doğdu.  
+
Osmanlı döneminde [[Batum]]'dan göçle gelmiş ve bir kısmı Niksar çevresine yerleştirilmiş bir ailenin ferdi olarak '''1912''' yılında dünyaya geldi. Henüz 6 yaşındayken annesini kaybetti. Sivas Lisesi'inde öğrenim görürken, orada öğretmenlerinden biri olan Ruşen Zeki sayesinde sosyalist fikirlerle tanıştı.
  
'''1946''' yılında Ankara Hukuk Fakültesine yazıldı. O tarihte, TKP Ankara sorumlusu olarak görev yapmakta olan [[Zeki Baştımar]], uzun bir süreden beri şehir genelinde özellikle akademisyenler ve üniversite gençliği çevresinde oldukça başarılı bir örgütlenme ağı kurmuştu. Ali Faik Cihan'ın da bu rüzgara kapılarak orada partinin gençlik kollarına üye olması fazla uzun sürmedi. '''1950''' yılında, aynı zamanda bir otelde çalışarak tamamladığı okulundan diplomasını aldığında, TKP ile ilişkisi ve gençlik kollarındaki üyeliği nedeniyle, sınavla kazanılmış bir hakkı olduğu halde yargıçlık başvurusu reddedildi.
+
'''1938''' yılında Ankara Üniversitesi Ziraat fakültesine üniversite eğitimine başladı. Orada bir TKP örgütlenmesi olan İleri Gençler Birliği'ne katılarak ilk kez fiilen siyasi faaaliyetlere dahil oldu. İki yıl sonra oradaki eğitimini yarıda bırakarak İstanbul Üniversite Felsefe bölümüne kaydoldu. İlkokul öğretmeni olan eşi ve üç çocuğu ile birlikte Pendik yakınlarında bir köye yerleşti. Kendisi de ilkokul öğretmenliğine başladı.
  
'''1955''' yılında, Adalet Bakanlığı aleyhine Danıştay'da açtığı davayı kazanarak yargıçlık mesleğine dönme hakkı elde etti. Buna rağmen ilk aktif görevine ancak '''1958''' yılında tayin edildi. Sırasıyla önce Ovacık ve daha sonra [[Alucra]]'da görev yaptı. Bu görevi sırasında, '''1965''' yılında kaleme aldığı ikinci kitabı olan "Sosyalist Türkiye" nedeniyle, komünizm propagandası suçlamasıyla hakkında soruşturma açıldı. Aynı sıralarda yeni görev yeri olan [[Akçaabat]]'a tayin edildi. Davası Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü ve görevden el çektirilerek 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. O dönemde Trabzon'daki sol ve sosyalist çevrelerden güçlü bir destek gördü. Yargıtaya taşınan davası, aralarında [[Cemal Reşit Eyüboğlu]]'nun da bulunduğu bir grup avukat tarafından üstlenildi. Mahkumiyeti bozuldu ve beraat ederek görevine geri döndü.
 
  
Dönemin Trabzonlu sosyalist aydınlarından ve aynı zaman TİP Trabzon İl Başkanı olan Attila Aşut, kendisiyle yapılan bir söyleşide, onun bu kitabının devleti neden bu denli rahatsız ettiğini, şu tespitlerle açıkladı:
+
 
 +
[[Nazım Hikmet]] yıllar sonra onu şu dizeleriyle yaddetmiştir:
  
 
<blockquote>
 
<blockquote>
 
''"...Ali Faik Cihan’ın ünlendiği dönemde, sosyalist klasikler yeni yeni çevrilmeye başlamıştı Türkçeye. Hepimiz aç kurtlar gibi bu çevirilere saldırıyor, bilimsel sosyalizmi öğrenmeye çalışıyorduk. Çevirmenler de henüz bugünkü kadar yetkin değillerdi. Çoğu çevirilerin dili ağır, anlatımı karmaşıktı. Ali Faik Cihan böyle bir ortamda yüzde yüz yerli bir “Sosyalist Türkiye” kitabı yazdı. Zaten kızılca kıyamet de bu yüzden koptu! Kitapta Türkiye’nin toplumsal gerçekleri eleştirel bir gözle değerlendiriliyor ve sonuçlar çıkarılıyordu. Marx’ın, Engels’in, Lenin’in kuramsal yapıtları -belki de pek anlaşılmadığı için- piyasada serbestçe satılırken, Faik Bey'in kitabı olay oldu, Türkiye’yi salladı. Çünkü o, kendine özgü üslubuyla her konuyu “bizden” örneklerle anlatmıştı. Sosyalizm konusunda hiçbir şey bilmeyen sıradan insanların bile anlayabilecekleri yalınlıkta bir kitap yazmıştı. Belki de bu yüzden devlet onu hiç bağışlamadı..."'' <ref>Ömer Asan (2019) [https://gazeteistanbul.com/sosyalist-turkiye-yazari-ali-faik-cihan-ustune-attila-asutla-soylesi "Sosyalist Türkiye yazarı Ali Faik Cihan üstüne Attila Aşut’la söyleşi"]</ref>
 
''"...Ali Faik Cihan’ın ünlendiği dönemde, sosyalist klasikler yeni yeni çevrilmeye başlamıştı Türkçeye. Hepimiz aç kurtlar gibi bu çevirilere saldırıyor, bilimsel sosyalizmi öğrenmeye çalışıyorduk. Çevirmenler de henüz bugünkü kadar yetkin değillerdi. Çoğu çevirilerin dili ağır, anlatımı karmaşıktı. Ali Faik Cihan böyle bir ortamda yüzde yüz yerli bir “Sosyalist Türkiye” kitabı yazdı. Zaten kızılca kıyamet de bu yüzden koptu! Kitapta Türkiye’nin toplumsal gerçekleri eleştirel bir gözle değerlendiriliyor ve sonuçlar çıkarılıyordu. Marx’ın, Engels’in, Lenin’in kuramsal yapıtları -belki de pek anlaşılmadığı için- piyasada serbestçe satılırken, Faik Bey'in kitabı olay oldu, Türkiye’yi salladı. Çünkü o, kendine özgü üslubuyla her konuyu “bizden” örneklerle anlatmıştı. Sosyalizm konusunda hiçbir şey bilmeyen sıradan insanların bile anlayabilecekleri yalınlıkta bir kitap yazmıştı. Belki de bu yüzden devlet onu hiç bağışlamadı..."'' <ref>Ömer Asan (2019) [https://gazeteistanbul.com/sosyalist-turkiye-yazari-ali-faik-cihan-ustune-attila-asutla-soylesi "Sosyalist Türkiye yazarı Ali Faik Cihan üstüne Attila Aşut’la söyleşi"]</ref>
</blockquote>
+
</blockquote>  
 +
 
 +
Bir diğer şair Cahit Irgat da onu şu dizeleriyle ölümsüzleştirmiştir:
 +
 
 +
<blockquote>
 +
''"...Selâm alın teriyle ekmek yiyen herkese | selâm bu günü hazırlayan ölüye | selâm saçlarından asılan | tabanından çivilenen diriye.
 +
      Selâm seksen ayak merdivenli | kara yüzlü binanın | üst katından atılan | berrak gözlü | paramparça cesede......"'' <ref>Cahit Saffet Irgat (1947) "Rüzgarlarım Konuşuyor"</ref>
 +
</blockquote>
  
 
Devlet onu gerçekten de hiç bağışlamamış, peşini bırakmamıştı. '''1971''' askeri darbesini izleyen süreçte, [[Trabzon]] çevresinde gerçekleştirilen bir toplu tevkifatla bir kez daha tutuklandı. Kendisi gibi sol, sosyalist muhalif 60 civarında kişiyle birlikte, yargılanmak üzere İstanbul'a gönderildi. O dönemde yolları kendisiyle bir şekilde Trabzon'da kesişen ünlü bazı isimlerle birlikte "[[Titrek Hamsi Örgütü]]" adıyla tarihe geçen bir soruşturmada uzun süre tutuklu olarak sorgulandı. <ref>Orhan Gazi Ertekin (2018) [https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/08/30/sosyalist-hakim-ali-faik-cihan-kibriti-cakmak-benzini-tutusturmak "Sosyalist hakim' Ali Faik Cihan: Kibriti çakmak, benzini tutuşturmak!"]</ref>
 
Devlet onu gerçekten de hiç bağışlamamış, peşini bırakmamıştı. '''1971''' askeri darbesini izleyen süreçte, [[Trabzon]] çevresinde gerçekleştirilen bir toplu tevkifatla bir kez daha tutuklandı. Kendisi gibi sol, sosyalist muhalif 60 civarında kişiyle birlikte, yargılanmak üzere İstanbul'a gönderildi. O dönemde yolları kendisiyle bir şekilde Trabzon'da kesişen ünlü bazı isimlerle birlikte "[[Titrek Hamsi Örgütü]]" adıyla tarihe geçen bir soruşturmada uzun süre tutuklu olarak sorgulandı. <ref>Orhan Gazi Ertekin (2018) [https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/08/30/sosyalist-hakim-ali-faik-cihan-kibriti-cakmak-benzini-tutusturmak "Sosyalist hakim' Ali Faik Cihan: Kibriti çakmak, benzini tutuşturmak!"]</ref>

07.45, 15 Temmuz 2025 tarihindeki hâli

Hasan Basri Alp (1939)

Hasan Basri Alp (1912-1945) Batum asıllı şair ve siyasetçidir.

Özellikle 1960'lı yıllarda yargıç olarak görev yaparken kaleme aldığı sosyalist muhalif kitaplarıyla dikkat çekmiş; bu nedenle de sürgün, görevden uzaklaştırma ve hapis cezalarına maruz kalmıştır.

İsmi

Şiirlerinde genellikle mahlas olarak ailesinin bağlı olduğu sülaleye atıfla Çaloğlu adını kullanmıştır.

Hayatı

Osmanlı döneminde Batum'dan göçle gelmiş ve bir kısmı Niksar çevresine yerleştirilmiş bir ailenin ferdi olarak 1912 yılında dünyaya geldi. Henüz 6 yaşındayken annesini kaybetti. Sivas Lisesi'inde öğrenim görürken, orada öğretmenlerinden biri olan Ruşen Zeki sayesinde sosyalist fikirlerle tanıştı.

1938 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat fakültesine üniversite eğitimine başladı. Orada bir TKP örgütlenmesi olan İleri Gençler Birliği'ne katılarak ilk kez fiilen siyasi faaaliyetlere dahil oldu. İki yıl sonra oradaki eğitimini yarıda bırakarak İstanbul Üniversite Felsefe bölümüne kaydoldu. İlkokul öğretmeni olan eşi ve üç çocuğu ile birlikte Pendik yakınlarında bir köye yerleşti. Kendisi de ilkokul öğretmenliğine başladı.


Nazım Hikmet yıllar sonra onu şu dizeleriyle yaddetmiştir:

"...Ali Faik Cihan’ın ünlendiği dönemde, sosyalist klasikler yeni yeni çevrilmeye başlamıştı Türkçeye. Hepimiz aç kurtlar gibi bu çevirilere saldırıyor, bilimsel sosyalizmi öğrenmeye çalışıyorduk. Çevirmenler de henüz bugünkü kadar yetkin değillerdi. Çoğu çevirilerin dili ağır, anlatımı karmaşıktı. Ali Faik Cihan böyle bir ortamda yüzde yüz yerli bir “Sosyalist Türkiye” kitabı yazdı. Zaten kızılca kıyamet de bu yüzden koptu! Kitapta Türkiye’nin toplumsal gerçekleri eleştirel bir gözle değerlendiriliyor ve sonuçlar çıkarılıyordu. Marx’ın, Engels’in, Lenin’in kuramsal yapıtları -belki de pek anlaşılmadığı için- piyasada serbestçe satılırken, Faik Bey'in kitabı olay oldu, Türkiye’yi salladı. Çünkü o, kendine özgü üslubuyla her konuyu “bizden” örneklerle anlatmıştı. Sosyalizm konusunda hiçbir şey bilmeyen sıradan insanların bile anlayabilecekleri yalınlıkta bir kitap yazmıştı. Belki de bu yüzden devlet onu hiç bağışlamadı..." [1]

Bir diğer şair Cahit Irgat da onu şu dizeleriyle ölümsüzleştirmiştir:

"...Selâm alın teriyle ekmek yiyen herkese | selâm bu günü hazırlayan ölüye | selâm saçlarından asılan | tabanından çivilenen diriye. Selâm seksen ayak merdivenli | kara yüzlü binanın | üst katından atılan | berrak gözlü | paramparça cesede......" [2]

Devlet onu gerçekten de hiç bağışlamamış, peşini bırakmamıştı. 1971 askeri darbesini izleyen süreçte, Trabzon çevresinde gerçekleştirilen bir toplu tevkifatla bir kez daha tutuklandı. Kendisi gibi sol, sosyalist muhalif 60 civarında kişiyle birlikte, yargılanmak üzere İstanbul'a gönderildi. O dönemde yolları kendisiyle bir şekilde Trabzon'da kesişen ünlü bazı isimlerle birlikte "Titrek Hamsi Örgütü" adıyla tarihe geçen bir soruşturmada uzun süre tutuklu olarak sorgulandı. [3]

Emekli olduktan sonra mesleğini avukat olarak sürdürdü.

29 Ağustos 2002'de hayatını kaybetti.

Eserleri

Şiirleri ve yazılarından günümüze ulaşabilenler, sadece farklı dergilerde yayımlanmış az sayıda örnekle sınırlıdır. Yazdıklarını kitap haline getirmeye ömrü yetmemiştir.

Kaynakça