"Nurullah Ataç" sayfasının sürümleri arasındaki fark
(→Hayatı) |
(→Hayatı) |
||
| 14. satır: | 14. satır: | ||
'''1940''' yılında [[Sabahattin Eyüboğlu]]'nun [[Hasan Ali Yücel]]'e şahsen öneride bulunmasıyla "Tercüme Kurulu" başkanı olarak görevlendirildi. Ataç'ı o göreve layık gören bu her iki isim de aslında kendisi ile fikri anlaşmazlıkları olan isimlerdi. Fakat ülke menfaatlerinin ve liyakatin öncelikli olduğu bir dönemdeydiler. | '''1940''' yılında [[Sabahattin Eyüboğlu]]'nun [[Hasan Ali Yücel]]'e şahsen öneride bulunmasıyla "Tercüme Kurulu" başkanı olarak görevlendirildi. Ataç'ı o göreve layık gören bu her iki isim de aslında kendisi ile fikri anlaşmazlıkları olan isimlerdi. Fakat ülke menfaatlerinin ve liyakatin öncelikli olduğu bir dönemdeydiler. | ||
| − | Aslında kendisi de fikren çok uzak olsa da '''1943''' Ankara'daki TKP çevresinin yayımladığı Adımlar dergisinde yazabilecek kadar açık fikirliydi. Aynı dergide [[Behice Boran]] ile hümanizmin meşru referansları üzerine yaptıkları birkaç sayı boyunca süren polemik oldukça dikkat çekiciydi. | + | Aslında kendisi de, fikren çok uzak olsa da '''1943''' Ankara'daki TKP çevresinin yayımladığı Adımlar dergisinde yazabilecek kadar açık fikirliydi. Aynı dergide [[Behice Boran]] ile hümanizmin meşru referansları üzerine yaptıkları birkaç sayı boyunca süren polemik oldukça dikkat çekiciydi. |
Özellikle '''1945'''’ten sonra Türkçe edebiyatın Arapça-Farsça etkisinden kurtularak dildeki öze dönüşün ısrarlı bir savunucusu haline geldi. Bu fikri bir süre sonra takıntı haline getirdi ve aynı yıllarda [[Rumca]] üzerinden bir modern Yunanca yaratmak için bir benzeri de Yunanistan'da uygulanmakta olan masa başında kelime üretimi uğraşına girişti. Yoğun eleştirilerle birlikte, ürettiği birçok kelime alaya alınsa da; "''öykü, katkı, tutsak, etkinlik, yapıt, çaba, toplum, eylem, yanıt, uygarlık, örneğin, özgürlük, olumlu, olumsuz, nesnel, beğeni, olanak, görece, günce, ürün, doğa, birey, bileşim, araç, eleştiri, koşul, güldürü''" gibi bizzat kendi üretimi olan önemli miktarda kelimeyi Türkçe konuşma diline sokmayı başardı. Kelime üretiminin dışında ısrarla savunduğu bir diğer fikri de konuşma dilindeki devrik cümle serbestliğinin yazı dilinde de kullanılabileceğiydi. Bunu da kabul ettirmeyi büyük ölçüde başardı. Ayrıca aynı paralelde teşvik ettiği genç yazarların ve şairlerin, özellikle hem "Birinci Yeni" hem "İkinci Yeni" akımınların en büyük destekçisi oldu. | Özellikle '''1945'''’ten sonra Türkçe edebiyatın Arapça-Farsça etkisinden kurtularak dildeki öze dönüşün ısrarlı bir savunucusu haline geldi. Bu fikri bir süre sonra takıntı haline getirdi ve aynı yıllarda [[Rumca]] üzerinden bir modern Yunanca yaratmak için bir benzeri de Yunanistan'da uygulanmakta olan masa başında kelime üretimi uğraşına girişti. Yoğun eleştirilerle birlikte, ürettiği birçok kelime alaya alınsa da; "''öykü, katkı, tutsak, etkinlik, yapıt, çaba, toplum, eylem, yanıt, uygarlık, örneğin, özgürlük, olumlu, olumsuz, nesnel, beğeni, olanak, görece, günce, ürün, doğa, birey, bileşim, araç, eleştiri, koşul, güldürü''" gibi bizzat kendi üretimi olan önemli miktarda kelimeyi Türkçe konuşma diline sokmayı başardı. Kelime üretiminin dışında ısrarla savunduğu bir diğer fikri de konuşma dilindeki devrik cümle serbestliğinin yazı dilinde de kullanılabileceğiydi. Bunu da kabul ettirmeyi büyük ölçüde başardı. Ayrıca aynı paralelde teşvik ettiği genç yazarların ve şairlerin, özellikle hem "Birinci Yeni" hem "İkinci Yeni" akımınların en büyük destekçisi oldu. | ||
13.40, 7 Ağustos 2025 tarihindeki hâli
Nurullah Ataç (1898-1957) Yomra asıllı yazardır.
20. yüzyıl Türkçe edebiyatının en önemli eleştirmenleri arasında yer alır. Lafını hiç sakınmayan sivri dilli üslubu nedeniyle kendi döneminin pek sevilmeyen ama aynı zamanda çok saygı duyulan edebiyatçılarından biri olmuştur.[1]
İsmi
Asıl adı Mehmet Ali Nurullah Ata'dır. Bazı yazılarında; Ahfeş, Ali Gümrükçü, Alkan, Kavafoğlu, Nurullah Ata, Sabiha Yağızlar, Süha Kavafoğlu mahlaslarını kullanmıştır.
Hayatı
Aslen Yomralı Gümrükçüoğlu sülalesine mensup olan ve Osmanlı döneminin son yıllarında çeşitli bürokratik görevler üstlenen Mehmet Atâ Bey'in oğlu olarak, 21 Ağustos 1898 tarihinde İstanbul'da doğdu. Aynı şehirde okuduğu ilkokul, onun mezun olabildiği tek okul oldu. Başladığı lise öğrenimini tamamlayamadı. Ardından sırasıyla önce Lozan Üniversitesi, ardında Sorbonne Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde almaya başladığı eğitimlerin hepsini, babasının ölümü sonrası yaşadığı maddi sorunlar nedeniyle yarıda bıraktı.
1922 yılından itibaren Fransızca çevirmenlik yapmaya başladı. Aynı süreçte çeşitli dergilerde yayımlanan deneme türündeki ilk yazılarıyla, tiyatro ve ebebiyat eleştirileri ile dikkat çekmeye başladı. Bir süre sonra geçimini sağlamak için Fransızca dersleri vermeye başladı. Sonrasında birçok farklı kurumda çevirmen ve Fransızca öğretmeni olarak görev yaptı. Aynı süreçte, otuzlu yıllar boyunca yayımlanan eleştiri yazılarıyla etkili bir edebiyat otoritesi olarak öne çıkmaya başladı.
1940 yılında Sabahattin Eyüboğlu'nun Hasan Ali Yücel'e şahsen öneride bulunmasıyla "Tercüme Kurulu" başkanı olarak görevlendirildi. Ataç'ı o göreve layık gören bu her iki isim de aslında kendisi ile fikri anlaşmazlıkları olan isimlerdi. Fakat ülke menfaatlerinin ve liyakatin öncelikli olduğu bir dönemdeydiler.
Aslında kendisi de, fikren çok uzak olsa da 1943 Ankara'daki TKP çevresinin yayımladığı Adımlar dergisinde yazabilecek kadar açık fikirliydi. Aynı dergide Behice Boran ile hümanizmin meşru referansları üzerine yaptıkları birkaç sayı boyunca süren polemik oldukça dikkat çekiciydi.
Özellikle 1945’ten sonra Türkçe edebiyatın Arapça-Farsça etkisinden kurtularak dildeki öze dönüşün ısrarlı bir savunucusu haline geldi. Bu fikri bir süre sonra takıntı haline getirdi ve aynı yıllarda Rumca üzerinden bir modern Yunanca yaratmak için bir benzeri de Yunanistan'da uygulanmakta olan masa başında kelime üretimi uğraşına girişti. Yoğun eleştirilerle birlikte, ürettiği birçok kelime alaya alınsa da; "öykü, katkı, tutsak, etkinlik, yapıt, çaba, toplum, eylem, yanıt, uygarlık, örneğin, özgürlük, olumlu, olumsuz, nesnel, beğeni, olanak, görece, günce, ürün, doğa, birey, bileşim, araç, eleştiri, koşul, güldürü" gibi bizzat kendi üretimi olan önemli miktarda kelimeyi Türkçe konuşma diline sokmayı başardı. Kelime üretiminin dışında ısrarla savunduğu bir diğer fikri de konuşma dilindeki devrik cümle serbestliğinin yazı dilinde de kullanılabileceğiydi. Bunu da kabul ettirmeyi büyük ölçüde başardı. Ayrıca aynı paralelde teşvik ettiği genç yazarların ve şairlerin, özellikle hem "Birinci Yeni" hem "İkinci Yeni" akımınların en büyük destekçisi oldu.
Yaşamı boyunca uçlarda gezen, absürt olarak nitelenen fikirleriyle gündem yarattı. Arapça olduğu gerekçesiyle yazılarında "ve" bağlacı kullanmamaya başlaması, tüm okullarda Latincenin zorunlu yabancı dil dersi olması önerisi bunlardan en çok hatırlananlardı. Modernizmde aşırıcılık olarak nitelendirilen bu çıkışlarını bir yazısında şu sözlerle savundu:
"...Aşırılıktan çekinmek, düşüncelerimizin sonuna dek gitmekten çekinmek demektir. Düşüncelerinin sonuna dek gitmekten çekinen kişi ise, türlü düşünceleri, türlü görüşleri birbirine karıştırıyor, birini öteki ile köreltiyor demektir..." [2]
17 Mayıs 1957 tarihinde Ankara'da öldü.
Eserleri
Çevirileriyle Türkçeye kazandırdığı elliye yakın klasik eser ve çeşitli dergilerde yayımlanmış yüzlerce eleştiri ve deneme yazıları dışındaki belli başlı basılı eserleri şunlardır:
- Günlerin Getirdiği (1946)
- Karalama Defteri (1952)
- Sözden Söze (1952)
- Ararken (1954)
- Diyelim (1954)
- Okuruma Mektuplar (1958)
- Günce (1960)