"İbrahim Cudi" sayfasının sürümleri arasındaki fark
(→Hayatı) |
|||
| 8. satır: | 8. satır: | ||
'''1863''' yılında [[Trabzon]]'da doğdu. Küçük yaşta babasını yitirdi ve yetim büyüdü. Erken yaşlardan itibaren şiire, edebiyata ve dil öğrenimine yatkınlığı ile dikkat çekti. | '''1863''' yılında [[Trabzon]]'da doğdu. Küçük yaşta babasını yitirdi ve yetim büyüdü. Erken yaşlardan itibaren şiire, edebiyata ve dil öğrenimine yatkınlığı ile dikkat çekti. | ||
| − | ''' | + | Eğitimini tamamlamasını takiben Türkçe, Arapça, Farsça ve din dersleri vermeye başladı. Henüz 24 yaşındayken, yaşamının en büyük başyapıtı olacak işe soyundu. Atıl durumda olan eski bir okul binasını yeniden hizmete açmak için tek başına bir proje başlattı. O sıralarda çok satan bir kitabının tüm gelirini kullanarak o binayı onardı, iki katlı hale getirip donattı, örnek bir modern ilköğrenim okulu haline getirdi ve gönüllü başöğretmenliğini üstlendi. '''1888''' yılında Zeytinlik Mektebi adıyla açılan bu okulun öğrencilerinin başarılı gelişimleri bir süre sonra şehir genelinde örnek gösterilmeye başlandı. Kısa sürede şehrin en gözde öğretmeni olarak ünü yayıldı. Azınlık okulları da dahil olmak üzere birçok özel eğitim kurumunda aynı anda öğretmenlik görevleri üstlendi. Hatta bazılarında ısrar üzerine müdürlük görevini de üstlendi. '''1903''' yılından itibaren eğitim bakanlığı bünyesine alındı ve askeri okullar da dahil olmak üzere çeşitli eğitim kurumlarında da öğretmenlik ve yöneticilik yapmaya başladı. Aynı anda yürüttüğü tüm bu görevlerin dışında, yerel gazete ve dergilere makaleler yazıyor, bazılarında ise köşe yazarlığı veya başyazarlık yapıyordu. Bir yandan da yeni ders kitapları hazırlamakla meşguldu. |
| + | '''1916''' yılında şehrin Ruslar tarafından işgali üzerine, ailesiyle birlikte [[Muhacirlik (1916)|Muhacirlik]] kafilelerine dahil olarak şehri terketti. [[Ünye]]'ye ulaştığında, orada kendisine teklif edilen Ünye Lisesi'nin müdürlüğü görevini de kabul ederek orada orada bir yıl kadar kaldı. Ardından bakanlığın talimatıyla Ankara'ya geçti ve Ankara Lisesi'nin müdürlüğünü üstlendi. İki yıl sonra Trabzon'daki işgalin sona ermesini takiben memleketine geri döndü ve öğretmenliğe devam etti.<ref>Mehmet Lütfü Mutman (1950) "İbrahim Cudi Efendi"</ref> | ||
| − | + | Kurtuluş Savaşı'nın başlaması ile birlikte yurtsever kimliği ve antiemperyalist tutumu, şehirde onu bir kanaat önderi olarak öne çıkardı. Savaş yıllarında bir lisede öğretmenlik yaparken aynı zamanda bir kız okulunun müdürlüğünü de üstlendi. O yıllarda tüm vaktini ve maddi varlığını eğitimin aksamamasına adadı. | |
| − | O denli saygın ve | + | Savaş sonrasında cumhuriyetin ilanı ile birlikte kendisine iletilen milletvekilliği teklifini, tüm ısrarlara rağmen, mesaisini sadece eğitim faaliyetlerine vakfetmek istediğini belirterek geri çevirdi. O denli saygın, itibarlı ve siyaset üstü bir kişilikti ki o sıralarda şehirde epey aktif olan Trabzonlu bolşevikler tarafından '''1923''' yılında kurulan [[Trabzon Gençler Birliği]] kulübünün açılış töreni duası bile kendisine yaptırılmıştı. Ertesi yıl ise Trabzon müftüsünün ölümü üzerine, bu kez de şehrin ileri gelenlerinin ısrarı ile müftülük görevini üzerine almıştı. |
| − | Çoğunluğu derlemelerden, dil bilgisi ve din bilgisi ders kitaplarından oluşan 19 basılı eseri günümüze ulaşabilmiş olan<ref>Hüseyin Albayrak (1995) "Trabzonlu Muallim İbrahim Cûdî Efendi'nin Eserleri"</ref> Cudi'nin | + | Çoğunluğu derlemelerden, dil bilgisi ve din bilgisi ders kitaplarından oluşan 19 basılı eseri günümüze ulaşabilmiş olan<ref>Hüseyin Albayrak (1995) "Trabzonlu Muallim İbrahim Cûdî Efendi'nin Eserleri"</ref> Cudi'nin en önemli kitabı ise, günümüzde bile hala temel başvuru kaynağı niteliği taşıyan "Lugat-i Cûdi" isimli sözlük çalışmasıdır. İlgili eleştirmenlerin övgüyle bahsettiği, ancak bir divan olarak bir araya getirmek üzere bir defterde kaydetmeye devam ettiği için hayatta iken kitaplaşamayan şiirleri, ölümünden sonra da kitap olarak basılamamıştır. Zira bu defter ölümünden sonra esrarengiz bir şekilde kaybedilmiştir. Belki de bunun nedeni, şiirlerinin, onun itibarlı hatırasını kendi dinî ve siyasî çizgilerine mal etmeyi düşünenler açısından pek uyumlu içeriklere sahip olmamasıdır. |
Günümüze ulaşabilmiş mısralarından biri şöyledir: | Günümüze ulaşabilmiş mısralarından biri şöyledir: | ||
| 24. satır: | 25. satır: | ||
</blockquote> | </blockquote> | ||
| − | '''1926''' yılında öldüğünde, cenaze merasimi için o gün şehirdeki bütün işyerleri | + | '''1926''' yılında öldüğünde, cenaze merasimi için o gün şehirdeki bütün işyerleri kepenk indirdi ve son yolculuğuna görkemli bir kalabalık ile uğurlandı. Kurucusu olduğu Zeytinlik Mektebi'nin adı "“Cûdîbey Mektebi” olarak değiştirildi. |
==Eserleri== | ==Eserleri== | ||
12.38, 26 Ekim 2025 tarihindeki hâli
İbrahim Cûdî (1863-1926) Arsin asıllı eğitimci, şair ve yazardır.
İsmi
Şiirlerinde kullandığı mahlası olan ve daha sonra ismiyle bütünleşen "Cûdî", Arapçada "cömert, eli açık, hayırsever" anlamları taşıyan bir sıfattır. Aynı dönemde yaşayan ve aynı mahlası kullanan Merzifonlu bir diğer eğitimci, yazar adaşı ile karıştırılmaması için ismi bazen daha uzun haliyle "Trabzonlu Muallim İbrahim Cûdî Efendi" olarak olarak da anılır.
Hayatı
1863 yılında Trabzon'da doğdu. Küçük yaşta babasını yitirdi ve yetim büyüdü. Erken yaşlardan itibaren şiire, edebiyata ve dil öğrenimine yatkınlığı ile dikkat çekti.
Eğitimini tamamlamasını takiben Türkçe, Arapça, Farsça ve din dersleri vermeye başladı. Henüz 24 yaşındayken, yaşamının en büyük başyapıtı olacak işe soyundu. Atıl durumda olan eski bir okul binasını yeniden hizmete açmak için tek başına bir proje başlattı. O sıralarda çok satan bir kitabının tüm gelirini kullanarak o binayı onardı, iki katlı hale getirip donattı, örnek bir modern ilköğrenim okulu haline getirdi ve gönüllü başöğretmenliğini üstlendi. 1888 yılında Zeytinlik Mektebi adıyla açılan bu okulun öğrencilerinin başarılı gelişimleri bir süre sonra şehir genelinde örnek gösterilmeye başlandı. Kısa sürede şehrin en gözde öğretmeni olarak ünü yayıldı. Azınlık okulları da dahil olmak üzere birçok özel eğitim kurumunda aynı anda öğretmenlik görevleri üstlendi. Hatta bazılarında ısrar üzerine müdürlük görevini de üstlendi. 1903 yılından itibaren eğitim bakanlığı bünyesine alındı ve askeri okullar da dahil olmak üzere çeşitli eğitim kurumlarında da öğretmenlik ve yöneticilik yapmaya başladı. Aynı anda yürüttüğü tüm bu görevlerin dışında, yerel gazete ve dergilere makaleler yazıyor, bazılarında ise köşe yazarlığı veya başyazarlık yapıyordu. Bir yandan da yeni ders kitapları hazırlamakla meşguldu.
1916 yılında şehrin Ruslar tarafından işgali üzerine, ailesiyle birlikte Muhacirlik kafilelerine dahil olarak şehri terketti. Ünye'ye ulaştığında, orada kendisine teklif edilen Ünye Lisesi'nin müdürlüğü görevini de kabul ederek orada orada bir yıl kadar kaldı. Ardından bakanlığın talimatıyla Ankara'ya geçti ve Ankara Lisesi'nin müdürlüğünü üstlendi. İki yıl sonra Trabzon'daki işgalin sona ermesini takiben memleketine geri döndü ve öğretmenliğe devam etti.[1]
Kurtuluş Savaşı'nın başlaması ile birlikte yurtsever kimliği ve antiemperyalist tutumu, şehirde onu bir kanaat önderi olarak öne çıkardı. Savaş yıllarında bir lisede öğretmenlik yaparken aynı zamanda bir kız okulunun müdürlüğünü de üstlendi. O yıllarda tüm vaktini ve maddi varlığını eğitimin aksamamasına adadı.
Savaş sonrasında cumhuriyetin ilanı ile birlikte kendisine iletilen milletvekilliği teklifini, tüm ısrarlara rağmen, mesaisini sadece eğitim faaliyetlerine vakfetmek istediğini belirterek geri çevirdi. O denli saygın, itibarlı ve siyaset üstü bir kişilikti ki o sıralarda şehirde epey aktif olan Trabzonlu bolşevikler tarafından 1923 yılında kurulan Trabzon Gençler Birliği kulübünün açılış töreni duası bile kendisine yaptırılmıştı. Ertesi yıl ise Trabzon müftüsünün ölümü üzerine, bu kez de şehrin ileri gelenlerinin ısrarı ile müftülük görevini üzerine almıştı.
Çoğunluğu derlemelerden, dil bilgisi ve din bilgisi ders kitaplarından oluşan 19 basılı eseri günümüze ulaşabilmiş olan[2] Cudi'nin en önemli kitabı ise, günümüzde bile hala temel başvuru kaynağı niteliği taşıyan "Lugat-i Cûdi" isimli sözlük çalışmasıdır. İlgili eleştirmenlerin övgüyle bahsettiği, ancak bir divan olarak bir araya getirmek üzere bir defterde kaydetmeye devam ettiği için hayatta iken kitaplaşamayan şiirleri, ölümünden sonra da kitap olarak basılamamıştır. Zira bu defter ölümünden sonra esrarengiz bir şekilde kaybedilmiştir. Belki de bunun nedeni, şiirlerinin, onun itibarlı hatırasını kendi dinî ve siyasî çizgilerine mal etmeyi düşünenler açısından pek uyumlu içeriklere sahip olmamasıdır.
Günümüze ulaşabilmiş mısralarından biri şöyledir:
Abestir intihâb-ı cây-ı bûse vech-i dilberde | (Abestir sevgilide en münasip bir yer aramak öpmeye)
Derûn-ı Kâ‘be’de ta‘yîn-i mihrâb gerekmez | (Nasıl ki gerekmez ise Kâbe'de kıble aramak secdeye)
1926 yılında öldüğünde, cenaze merasimi için o gün şehirdeki bütün işyerleri kepenk indirdi ve son yolculuğuna görkemli bir kalabalık ile uğurlandı. Kurucusu olduğu Zeytinlik Mektebi'nin adı "“Cûdîbey Mektebi” olarak değiştirildi.
Eserleri
- "Tarih-i Enbiya ve İslam" (1910)
- "et-Tarâif ve’z-Zarâif" (1912)
- "Lugat-ı Cûdî" (1913)