Hasan Basri Alp
Hasan Basri Alp (1912-1945) Batum asıllı şair.
İşkenceli sorgularda intihar süsü verilerek öldürülen rejim muhalifi aydınların ilk örneklerinden biridir. Mezarının nerede olduğu dahi bilinmemektedir.
İsmi
Şiirlerinde ve yazılarında, ailesinin bağlı olduğu sülaleye atıfla "Çaloğlu" mahlasını kullanmıştır.
Hayatı
Osmanlı döneminin son yıllarında Batum'dan göçle gelmiş ve bir kısmı Niksar çevresine yerleştirilmiş bir ailenin ferdi olarak 1912 yılında dünyaya geldi. Henüz 6 yaşındayken annesini kaybetti. Sivas Öğretmen Okulu'nda öğrenim görürken, oradaki öğretmenlerinden biri olan Ruşen Zeki Koca sayesinde sosyalist fikirlerle tanıştı. Sonrasında Ankara'da çalışırken birkaç kez komünizm propagagandası suçu ile tutuklandıktan sonra İstanbul'a giderek Nazım Hikmet ve [[Hamdi Alev Şamilof]'un başını çektiği İşçi Muhalefeti çevresi ile irtibat kurdu, onlara destek verdi.
1938 yılında bu grubun bütün önde gelenleri tutuklanıp, öğretmen olan eşinin da Çankırı'ya tayini çıkınca Ankara'ya döndü. Ziraat fakültesine kaydolarak İleri Gençler Birliği bünyesinde örgütlenme faaliyetleri yürüttü. Ardından askere alındı. Terhis olduktan sonra 1941 yılında tekrar İstanbul'a taşındı. Bir gazetede muhabir olarak çalışırken, aynı zamanda da İstanbul Üniversite Felsefe bölümüne de kaydoldu. İlkokul öğretmeni olan eşi ve üç çocuğu ile birlikte onun görev yeri olan Pendik yakınlarında bir köye yerleşti.
Bu dönemde şiirleri Yusuf Ahıskalı tarafından çıkarılan SES dergisinde yayımlanıyor, dönemin kültür ve sanat dünyasıyla yakın ilişkiler kuruyordu. Okul arkadaşı olan ve o yıllarda hakkında yakalama kararı olan Hasan İzzettin Dinamo'yu da aynı dönemde bir süre evinde saklamıştı. Bir süre sonra 1944 yılı Mayıs ayında kendisi hakkında da yakalama kararı çıktı. Evinin terk ederek İstanbul için kaçak hayatı sürmeye başladı. Eşiyle bile ancak dışarıda gizlice buluşabiliyordu. Polis ısrarlı bir şekilde peşindeydi, çünkü istihbarat raporlarına göre üniversitelerde hızla güç kazaman İleri Gençler Birliği isimli örgütlenmenin sahadaki en azılı elebaşı kendisiydi.
Yaklaşık olarak 8 ay süren bu polisiye kovalamaca 20 Ocak 1945' tarihinde eşiyle buluştuğu Taksim'in bir ara sokağında yakalanmalarıyla son buldu. Sansaryan Han'daki Siyasi Şubeye götürülerek, dönemin en ünlü profesyonel işkencecisi Parmaksız Hamdi tarafından 48 saat aralıksız sürecek olan ağır bir işkenceye alındı. 22 Ocak 1945 günü ölmek üzere olduğu anlaşılınca, sorgulanmakta olduğu aynı binanın en üst katının penceresinden aşağıya atıldı. "Kaçarken damdan düştü..." ve "Pencereden kendisi atladı.." gibi çelişkili ilk resmi açıklamalardan, plansız ve ani bir kararla geliştiği anlaşılan bu yargısız infaz, resmi zabıtlara intihar olarak geçirildi.
Birkaç yıl sonra kendisi de benzer bir akıbete uğrayacak olan Sabahattin Ali, aynı sene içinde dönemin sıkıyönetim komutanlığına yazdığı uzun bir dilekçeyle, Hasan Basri Alp de dahil olmak üzere, dönemin tüm işkence kurbanları için inceleme yapılmasını talep ederek, işkence suçlularının isimlerini, kullandıkları yöntemleri kurbanlarıyla birlikte sıralamış ve bu şekilde devletin üstü örtülmeye çalışılan insanlık suçlarının yazılı kayıtlara girmesini, tarihi not olarak düşülmesini sağlamıştı.[1]
Nazım Hikmet de yıllar sonra onu şu dizeleriyle yaddetti:
"...Hepimiz kırk yaşındayız | yirmisine basanımız da | altmışını geçenimiz de | atılıp ölenimiz de İstanbul'da Müdüriyet penceresinden."..."
Aynı dönemin bir diğer şairi Cahit Irgat ise onun öldürülmesini şu şekilde satırlara döktü:
"...Selâm alın teriyle ekmek yiyen herkese | selâm bu günü hazırlayan ölüye | selâm saçlarından asılan | tabanından çivilenen diriye.
Selâm seksen ayak merdivenli | kara yüzlü binanın | üst katından atılan | berrak gözlü | paramparça cesede..." [2]
Eserleri
Şiirlerinden ve yazılarından günümüze ulaşabilenler, sadece farklı dergilerde yayımlanmış az sayıda örnekle sınırlıdır. Yazdıklarını kitap haline getirmeye ömrü yetmemiştir.