Yarı Sömürge
Avrupa Sömürgeciliği geleneğinin, kısmen 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayan ve büyük ölçüde 2. Dünya Savaşı sonrasında son şeklini alan, biraz daha örtülü, yumuşatılmış ve modernize edilmiş bir modelidir.
İsim
Yarı-Sömürge" kavramını ilk kez 1916 yılında, Lenin kullanmıştır. Emperyalizmin farklı aşamalarını tanımladığı ve 1. Dünya savaşının arka planını global kapitalizm ekseninde tahlil ettiği bir çalışmasında bu kavramı şekilde tanımlar:
"...Yarı-Sömürge ülkelere gelince, bunlar doğal veya toplumsal tüm evrim süreçlerinde görülen ara formlardan biridir. Global sermaye, tüm ekonomik ve uluslararası ilişkilerde öylesine büyük ve belirleyici bir güçtür ki çok derin bir siyasi bağımsızlığı sahipmiş gibi görünen devletleri bile kendisine bağımlı kılabilir. Bunun örneklerini yakında görececeğiz. Elbette ki global sermaye kendine bağımlı kıldığı ülkelerin ve halkların -sözde dahi olsa- siyasi bir bağımsızlıkları olmamasını tercih eder, çünkü en büyük kazanç bu şekilde gerçekleşir. Ancak bu tipteki sömürge ülkeler (günümüzde) zaten paylaşılmış durumda olduğu için, geriye kalan ara form niteliğindeki yarı-sömürge ülkelerin paylaşılması için verilecek mücadele doğal olarak çok daha zorlu olacaktır..." [1]
Yaygın Alametleri
- Yarı Sömürge yöneticilerinin çocukları, tabi oldukları sömürgeci devletlerde eğitim görür. Bu tabiyetin devamlılığı için esas kabul edilir. Kadim bir vassallık teamülüdür ve ebedi sadakati simgeler.
- Yarı sömürge toprakları, sömürgeci devletlerin ve onların bağlaşıklarının hurda, çöp ve diğer tüm atıklarını kendi ülkelerinden uzaklaştırmak için kullandıkları alanlardır. Bu genellikle, yeniden değerlendirme, geri dönüşüm, bertaraf vb. iktisadi bir faaliyet kılıfı ile ve yerli işbirlikçiler aracılığı ile gerçekleşir.
Kaynakça
- ↑ Vladimir Lenin (1916) "Imperialism, the Highest Stage of Capitalism: A Popular Outline" b.IV