"Hasan Basri Alp" sayfasının sürümleri arasındaki fark
(→Hayatı) |
|||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 24 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
[[Dosya:Hasan_Basri_Alp.jpg|400px|thumb|Hasan Basri Alp (1939)]] | [[Dosya:Hasan_Basri_Alp.jpg|400px|thumb|Hasan Basri Alp (1939)]] | ||
| − | Hasan Basri Alp (1912-1945) [[Batum]] asıllı | + | Hasan Basri Alp (1912-1945) [[Batum]] asıllı şairdir. |
| − | + | ||
| − | + | İşkenceli sorgularda intihar süsü verilerek öldürülen rejim muhalifi aydınların ilk örneklerinden biridir. Mezarının nerede olduğu dahi bilinmemektedir. | |
==İsmi== | ==İsmi== | ||
| − | Şiirlerinde | + | Şiirlerinde ve yazılarında, ailesinin bağlı olduğu sülaleye atıfla "Çaloğlu" mahlasını kullanmıştır. |
==Hayatı== | ==Hayatı== | ||
| − | Osmanlı | + | Osmanlı döneminin son yıllarında [[Batum]]'dan göçle gelmiş ve bir kısmı Niksar çevresine yerleştirilmiş bir ailenin ferdi olarak '''1912''' yılında dünyaya geldi. Henüz 6 yaşındayken annesini kaybetti. Sivas Öğretmen Okulu'nda öğrenim görürken, oradaki öğretmenlerinden biri olan Ruşen Zeki Koca sayesinde sosyalist fikirlerle tanıştı. Sonrasında Ankara'da çalışırken birkaç kez komünizm propagagandası suçu ile tutuklandıktan sonra İstanbul'a giderek [[Nazım Hikmet]] ve [[Hamdi Alev Şamilof]]'un başını çektiği İşçi Muhalefeti çevresi ile irtibat kurdu, onlara destek verdi. |
| − | |||
| − | |||
| − | + | '''1938''' yılında bu grubun bütün önde gelenleri tutuklanıp, öğretmen olan eşinin da Çankırı'ya tayini çıkınca Ankara'ya döndü. Ziraat fakültesine kaydolarak İlerici Gençler Birliği bünyesinde örgütlenme faaliyetleri yürüttü. Ardından askere alındı. Terhis olduktan sonra '''1941''' yılında tekrar İstanbul'a taşındı. Bir gazetede muhabir olarak çalışırken, aynı zamanda da İstanbul Üniversite Felsefe bölümüne de kaydoldu. İlkokul öğretmeni olan eşi ve üç çocuğu ile birlikte onun görev yeri olan Pendik yakınlarında bir köye yerleşti. | |
| + | Bu dönemde şiirleri [[Yusuf Ahıskalı]] tarafından çıkarılan SES dergisinde, edebiyat eleştirileri ise Yürüyüş dergisinde yayımlanıyor, dönemin kültür ve sanat dünyasıyla yakın ilişkiler kuruyordu. Okul arkadaşı olan ve o yıllarda hakkında yakalama kararı olan [[Hasan İzzettin Dinamo]]'yu da aynı dönemde bir süre evinde saklamıştı. Bir süre sonra '''1944''' yılı Mayıs ayında kendisi hakkında da yakalama kararı çıktı. Evini terk ederek İstanbul içinde kaçak hayatı sürmeye başladı. Eşiyle ancak dışarıda gizlice buluşabiliyordu. Polis aylarca ısrarlı bir şekilde peşinde iz sürdü. Çünkü istihbarat raporlarına göre üniversitelerde hızla güç kazanan İlerici Gençler Birliği isimli örgütlenmenin sahadaki en maharetli, azılı örgütçü elebaşı kendisiydi. | ||
| + | Yaklaşık olarak 8 ay süren bu polisiye kovalamaca '''20 Ocak 1945''' tarihinde eşiyle buluştuğu Taksim'in bir ara sokağında yakalanmalarıyla son buldu. İkisi birlikte Sansaryan Han'daki Siyasi Şube'ye götürüldü. Orada dönemin en ünlü profesyonel işkencecisi Parmaksız Hamdi tarafından 48 saat aralıksız sürecek olan ağır bir işkenceye alındı. '''22 Ocak 1945''' günü ölmek üzere olduğu anlaşılınca, sorgulanmakta olduğu aynı binanın en üst katının penceresinden aşağıya atıldı. "Kaçarken damdan düştü..." ve "Pencereden kendisi atladı.." gibi çelişkili ilk resmi açıklamalardan, plansız ve ani bir kararla geliştiği anlaşılan bu yargısız infaz, resmi zabıtlara intihar olarak geçirildi. | ||
| − | [[ | + | Birkaç yıl sonra kendisi de benzer bir akıbete uğrayacak olan [[Sabahattin Ali]], aynı sene içinde dönemin sıkıyönetim komutanlığına yazdığı uzun bir dilekçeyle, Hasan Basri Alp de dahil olmak üzere, dönemin tüm işkence kurbanları için inceleme yapılmasını talep ederek ve işkence suçlularının isimlerini, kullandıkları yöntemleri kurbanlarıyla birlikte sıralayarak, devletin üstü örtülmeye çalışılan insanlık suçlarının yazılı kayıtlara girmesini, tarihe not olarak düşülmesini sağlayacaktı.<ref>Ragıp Zarakolu (2012) "Hey gidi Sanasaryan Han!"</ref> |
| + | [[Nazım Hikmet]] de yıllar sonra onu şu dizeleriyle yad edecekti: | ||
<blockquote> | <blockquote> | ||
| − | ''"... | + | ''"...hepimiz kırk yaşındayız | yirmisine basanımız da | altmışını geçenimiz de | atılıp ölenimiz de İstanbul'da Müdüriyet penceresinden."..."'' |
</blockquote> | </blockquote> | ||
| − | Aynı dönemin bir diğer şairi Cahit Irgat | + | Aynı dönemin bir diğer şairi Cahit Irgat ise onun öldürülmesini şu şekilde satırlara dökecekti: |
| − | |||
<blockquote> | <blockquote> | ||
| − | ''"... | + | ''"...selâm alın teriyle ekmek yiyen herkese | selâm bu günü hazırlayan ölüye | selâm saçlarından asılan | tabanından çivilenen diriye | selâm seksen ayak merdivenli | kara yüzlü binanın | üst katından atılan | berrak gözlü | paramparça cesede..."'' <ref>Cahit Saffet Irgat (1947) "Rüzgarlarım Konuşuyor"</ref> |
| − | |||
| − | |||
</blockquote> | </blockquote> | ||
13.45, 16 Temmuz 2025 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Hasan Basri Alp (1912-1945) Batum asıllı şairdir.
İşkenceli sorgularda intihar süsü verilerek öldürülen rejim muhalifi aydınların ilk örneklerinden biridir. Mezarının nerede olduğu dahi bilinmemektedir.
İsmi
Şiirlerinde ve yazılarında, ailesinin bağlı olduğu sülaleye atıfla "Çaloğlu" mahlasını kullanmıştır.
Hayatı
Osmanlı döneminin son yıllarında Batum'dan göçle gelmiş ve bir kısmı Niksar çevresine yerleştirilmiş bir ailenin ferdi olarak 1912 yılında dünyaya geldi. Henüz 6 yaşındayken annesini kaybetti. Sivas Öğretmen Okulu'nda öğrenim görürken, oradaki öğretmenlerinden biri olan Ruşen Zeki Koca sayesinde sosyalist fikirlerle tanıştı. Sonrasında Ankara'da çalışırken birkaç kez komünizm propagagandası suçu ile tutuklandıktan sonra İstanbul'a giderek Nazım Hikmet ve Hamdi Alev Şamilof'un başını çektiği İşçi Muhalefeti çevresi ile irtibat kurdu, onlara destek verdi.
1938 yılında bu grubun bütün önde gelenleri tutuklanıp, öğretmen olan eşinin da Çankırı'ya tayini çıkınca Ankara'ya döndü. Ziraat fakültesine kaydolarak İlerici Gençler Birliği bünyesinde örgütlenme faaliyetleri yürüttü. Ardından askere alındı. Terhis olduktan sonra 1941 yılında tekrar İstanbul'a taşındı. Bir gazetede muhabir olarak çalışırken, aynı zamanda da İstanbul Üniversite Felsefe bölümüne de kaydoldu. İlkokul öğretmeni olan eşi ve üç çocuğu ile birlikte onun görev yeri olan Pendik yakınlarında bir köye yerleşti.
Bu dönemde şiirleri Yusuf Ahıskalı tarafından çıkarılan SES dergisinde, edebiyat eleştirileri ise Yürüyüş dergisinde yayımlanıyor, dönemin kültür ve sanat dünyasıyla yakın ilişkiler kuruyordu. Okul arkadaşı olan ve o yıllarda hakkında yakalama kararı olan Hasan İzzettin Dinamo'yu da aynı dönemde bir süre evinde saklamıştı. Bir süre sonra 1944 yılı Mayıs ayında kendisi hakkında da yakalama kararı çıktı. Evini terk ederek İstanbul içinde kaçak hayatı sürmeye başladı. Eşiyle ancak dışarıda gizlice buluşabiliyordu. Polis aylarca ısrarlı bir şekilde peşinde iz sürdü. Çünkü istihbarat raporlarına göre üniversitelerde hızla güç kazanan İlerici Gençler Birliği isimli örgütlenmenin sahadaki en maharetli, azılı örgütçü elebaşı kendisiydi.
Yaklaşık olarak 8 ay süren bu polisiye kovalamaca 20 Ocak 1945 tarihinde eşiyle buluştuğu Taksim'in bir ara sokağında yakalanmalarıyla son buldu. İkisi birlikte Sansaryan Han'daki Siyasi Şube'ye götürüldü. Orada dönemin en ünlü profesyonel işkencecisi Parmaksız Hamdi tarafından 48 saat aralıksız sürecek olan ağır bir işkenceye alındı. 22 Ocak 1945 günü ölmek üzere olduğu anlaşılınca, sorgulanmakta olduğu aynı binanın en üst katının penceresinden aşağıya atıldı. "Kaçarken damdan düştü..." ve "Pencereden kendisi atladı.." gibi çelişkili ilk resmi açıklamalardan, plansız ve ani bir kararla geliştiği anlaşılan bu yargısız infaz, resmi zabıtlara intihar olarak geçirildi.
Birkaç yıl sonra kendisi de benzer bir akıbete uğrayacak olan Sabahattin Ali, aynı sene içinde dönemin sıkıyönetim komutanlığına yazdığı uzun bir dilekçeyle, Hasan Basri Alp de dahil olmak üzere, dönemin tüm işkence kurbanları için inceleme yapılmasını talep ederek ve işkence suçlularının isimlerini, kullandıkları yöntemleri kurbanlarıyla birlikte sıralayarak, devletin üstü örtülmeye çalışılan insanlık suçlarının yazılı kayıtlara girmesini, tarihe not olarak düşülmesini sağlayacaktı.[1]
Nazım Hikmet de yıllar sonra onu şu dizeleriyle yad edecekti:
"...hepimiz kırk yaşındayız | yirmisine basanımız da | altmışını geçenimiz de | atılıp ölenimiz de İstanbul'da Müdüriyet penceresinden."..."
Aynı dönemin bir diğer şairi Cahit Irgat ise onun öldürülmesini şu şekilde satırlara dökecekti:
"...selâm alın teriyle ekmek yiyen herkese | selâm bu günü hazırlayan ölüye | selâm saçlarından asılan | tabanından çivilenen diriye | selâm seksen ayak merdivenli | kara yüzlü binanın | üst katından atılan | berrak gözlü | paramparça cesede..." [2]
Eserleri
Şiirlerinden ve yazılarından günümüze ulaşabilenler, sadece farklı dergilerde yayımlanmış az sayıda örnekle sınırlıdır. Yazdıklarını kitap haline getirmeye ömrü yetmemiştir.