"Yusuf Ahıskalı" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Okune sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 114 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
 +
[[Dosya:Yusuf_Ahiskali_1929.jpg|400px|thumb|Yusuf Ahıskalı (1929)]]
 +
Yusuf Ahıskalı (1909-1983) [[Trabzon]] doğumlu şair, yazar ve yayımcıdır.
  
Hasan İzzettin Dinamo (1909-1989) [[Akçaabat]] doğumlu şair ve yazardır.
+
1940 kuşağının unutulmuş edebiyatçılarından biri olarak bilinir.<ref>Ali Mustafa (2018) "[http://digital.sabanciuniv.edu/abidindino/belge/3040200001304.pdf Ses'li yıllardan bir insan: Yusuf Ahıskalı] Kıyı Edebiyat Dergisi, Sayı:10 s.14-20</ref> Kendi döneminin siyasi ve entelektüel kalıplarıyla pek uyuşmayan, kendine has bir yaşam tarzına sahip olmasının bunda önemli derecede etken olduğu düşünülür.<ref>Güngör Gençay (2002) “Yaşamın Terkisinde Bir Ömür, Yusuf Ahıskalı” Yaba Edebiyat Dergisi, Sayı:17 s.26</ref>
  
Ömrünün en verimli çağları devlet baskısı ve zulmü altında, hapislerde, işkencelerde, sürgünlerde geçmiştir. Tüm bunlara rağmen hiç yılmadan 60 yıl aralıksız yazmış, ama tek bir ödül dışında, hayatta iken yazdıklarının maddi veya manevi karşılığını görememiştir. Hak ettiği değere ancak ölümünden yıllar sonra layık görülmüş ve 20. yüzyıl Türkçe edebiyatının en büyük romancılarından biri olduğu kabul edilmiştir.
+
==İsmi==
 +
Soyadı, ailesinin göçmeni olduğu Ahıska bölgesinden kaynaklanır. Bazı erken dönem eserlerinde "Çağlayan", sonraki yıllarda ise "N.Kenan" ve "M.Şırıl" mahlaslarını da kullanmıştır.
  
 
==Hayatı==
 
==Hayatı==
'''1909''' yılında [[Akçaabat]] yakınlarındaki [[Ahanda]] köyünde doğdu
+
Osmanlı döneminde zorunlu göçle memleketlerini terk edip şehre yerleşmiş Ahıskalı bir ailenin çocuğu olarak '''10 Mart 1909''' tarihinde [[Trabzon]]'da doğdu.
  
Aynı yıl, doğumundan hemen sonra İstanbul'a göç eden ailesi tarafından İstanbul'a götürüldü. '''1912''' yılında memleketlerine dönmeye karar verip yola çıkan aile, ancak Samsun'a kadar ulaşabildi ve oraya yerleşti. '''1914''' yılında babası ve 15 yaşındaki ağabeyi askere alındı. Her ikisi de kısa bir süre sonra Sarıkamış'ta öldüler. Aynı sıralarda iki kardeşi de açlık nedeniyle öldü. İki sene sonra 8 yaşına bastığında ise bu kez annesini kaybetti. İki kız kardeşi ile birlikte bir yetimhaneye yerleştirildi. '''1923 ''' yılına kadar farklı şehirlerdeki yetimhanelerde hayata tutunmaya çalıştı. Okuma yazmayı kendi çabasıyla erken yaşlarında öğrendiği için 2. sınıftan başladığı İlk öğrenimini de bu süreçte tamamladı. Ardından Orta öğrenimi için Amasya'da bir başka yetimhaneye gönderildi. Orada 17 yaşında okulundan mezun olduğu yıl ilk şiiri yayımlandı. Sonrasında sırasıyla, önce Öğretmen Okulunu bitirdi, peşinden Ankara'da Eğitim Enstitüsü'nün Resim bölümüne yazıldı.
+
Birinci dünya savaşı yıllarında ailesi, daha sonraları "[[Muhacirlik (1916) | Muhacirlik]]" olarak hatırlanacak bir diğer zorunlu göçle Trabzon'u terk eden ahalinin arasındaydı. Savaş sonuna dek geçici olarak [[Sinop]]'a sığındılar. '''1919''' yılında [[Trabzon]]'a döndüklerinde, şehir 600 yıl sonra ikinci kez, yine uzun ömürlü olamayacak yeni bir entelektüel patlama ortamındaydı. Gazetelerin, dergilerin, matbaaların şehirde beş yıl kadar sürecek son altın çağını yaşadığı bu yıllarda, 10 yaşında bir çocuk olarak ilgi alanının netleşmesi fazla uzun sürmedi. İlk favori dergileri, Kelebek ve Karagöz idi. Orada başladığı Ortaöğrenim sürecini bir süre sonra İstanbul'da sürdüren Ahıskalı, ardından adım attığı Üniversite yıllarında "Çağlayan" mahlasıyla kaleme aldığı ilk yazılarını Trabzon'da [[Halk Gazetesi]]'nde yayımlatmaya başladı. Okulundaki hocalarından biri olan [[Suphi Nuri İleri]], onun bilimsel sosyalist fikirlerle ilk doğrudan temas kaynağı olmuştu.  
  
İlk tutuklanmasını, mezuniyetine kısa bir süre kala '''24 Nisan 1935''' tarihinde, işçilere ve köylülere hitaben kaleme aldığı bir örgütlenme çağrısı bildirisi nedeniyle yaşadı. Evindeki aramalarda, beş sene öncesinde yazdığı ama yayınlamadığı "Tren" isimli, çok tehlikeli bulunan bir siyasi şiiri de ele geçirilince, Komünizm propagandası suçlamasıyla toplamda 4 yıla mahkum oldu. Davaya konu olan şiirine el konularak tüm kopyaları imha edildi. Öğretmenlik hakkından ve kamu hizmetlerinden men edildi. O tarihten sonra 25 yıl boyunca kendi ismi ile hiçbir şeyi yayımlatabilmesi mümkün olmayacaktı. '''1939''' senesine kadar Ankara Cebeci cezaevinde hapis yattı.  
+
'''1934''' yılında mezuniyetinin ardından gümrük müfettişi olarak çalışmaya başladı. Ama asıl amacı ve çocukluk hayali olan yayımcılık dünyasına adım atmanın yollarını arıyordu. İleri'nin yeğeni olan [[Abidin Dino]] ile bu süreçte tanıştı ve hocasının da teşviki ile, onunla birlikte ilk olarak '''1938''''de SES (Sosyoloji, Edebiyat, Sanat) isimli bir kültür dergisi yayımladılar. Bu sayede [[Sabahattin Ali]], Orhan Veli, [[Bedri Rahmi Eyüboğlu]], Hüsamettin Bozok, Melih Cevdet Anday, Asaf Halet Çelebi, [[Hasan İzzettin Dinamo]], Nail Çakırhan, Aziz Nesin, [[Hasan Basri Alp]], Kemal Tahir, [[Zekeriya Sertel]] gibi dönemin ilerici sosyalist aydınlarıyla tanışma imkanı buldu. Hepsi yazılarıyla, şiirleriyle dergiye  katkı verdiler. Önemli bir kısmı bu katkılarında mahlas kullanmayı tercih etti.  
  
Mahkumiyetinin sona ermesinin ardından dönüş yolculuğunda tutsaklık yılları boyunca yazdığı ondan fazla romanının, birkaç oyununun ve yüzlerce şiirinin bulunduğu valizleri, kitap sandıkları bindiği trende çalındı. Bu olay nedeniyle yaşadığı travmayı ömrünün sonuna dek dile getirdi. Kaybolan, el konulan ve yok edilen tüm şiirleri için daha sonra “Yitik Şiirlerime Ağıt” isimli dizeleri yazacak, ayrıca kaybettiği o eserlerinin acısını şu sözlerle de dile getirecekti:
+
Öte yandan, oldukça parlak bir başlangıç yaptığı memuriyet kariyeri, üst düzey müdürlere kadar uzanan bir rüşvet ağını açığa çıkarıp rapor etmesi ile beklenmedik bir anda sekteye uğramıştı. Türkiye gümrüklerindeki yerleşik işleyişinden habersiz olması, devletin üst kademelerini dahi şaşkına uğrattı. Nihayetinde devlet "işini bilen" memur ve bürokratlarının yanında durdu. Kendisine ise sadece istifa etme seçeneği kalmıştı. Profesyonel kariyerini sona erdirip, fiilen derginin başına geçti. Bir yıl sonra [[Nazım Hikmet]]'in cezaevinden "Nurettin Eşfak" mahlasıyla gönderdiği şiirlerini de yayımlamaya başladı. Ancak muhtemelen, dergi için harcamakta olduğu maddi birikimini tüketince 5. sayısında yayıma ara vermek zorunda kaldı.
 +
 
 +
'''1939''''da tekrar çıkmaya başlayan derginin 2. sayısının kapağını [[Abidin Dino]], sıkılı bir yumruk çizimi ile tasarladı. Yusuf Ahıskalı, bu yumruğun ne anlama geldiğine dair ifade vermek üzere Ankara'ya çağrıldı. Kendisine derginin ismini değiştirmesi ve çizgisine çeki düzen vermesi şartıyla kapatılmayacağı söylendi. "YENİ SES" adıyla yayımlanan ve içinde [[İhsan Mehmed Hamamizade]]'nin "Trabzon Halk Sanatı" başlıklı incelemesinin de yer aldığı bir sonraki sayı ve ardından gelen diğer sayılar, sayfalarında sağ cenahtan şair ve yazarlara da yer veren, arada İnönü'ye ve devlete de mecburi selamlar çakan bir içerikle çıkmaya başladı. Buna rağmen, 7. sayıda [[Nazım Hikmet]]'in "Kara Haber" şiirinin kendi el yazısıyla kapakta yayımlanmasıyla, siyasi baskılar tekrar arttı. '''Temmuz 1941''''de faaaliyetleri durduruldu. '''1943''''de kaldığı yerden yayımına devam eden dergi, 16. sayıda [[Hasan İzzettin Dinamo]]'nun Cumhuriyet gazetesindeki Nazi yanlısı köşe yazarlarını hedef alan taşlaması nedeniyle tekrar Ankara'nın radarına takıldı. Dergi sahibi olarak Yusuf Ahıskalı, Dinamo ile birlikte Sıkı Yönetim Komutanlığı'nda sorguya çekildi. Kısa bir süre sonra da "ihtiyat yedeği" olarak ikinci kez askere alındı. <ref>M.Bülent Varlık (2021) "1940'ların Dergileri" c.III s.17-20</ref>
 +
 
 +
Bu cezalandırma askerliğinden terhis olmasını takiben '''1944''''de ikinci ve üçüncü öykü kitaplarını, ertesi yıl da ilk şiir kitabını yayımladı. Savaş sonrası, '''1946''''da, yeni çok partili sistemle birlikte kurulan partilerden biri olan Türkiye Sosyalist Partisi'ne üye oldu. Aynı süreçte SES dergisini üçüncü kez çıkartmak için de kolları sıvadı. Bu yeni dönemde de derginin her sayısında, hala tutsak olan Nazım Hikmet'in "Nurettin Eşfak" imzalı şiirlerine yer verdi. Yayım çizgisini giderek daha siyasi bir çizgiye taşıdı. 7. sayıda kendisinin “Sosyalist Bir Hükümet Lazım” ve Aziz Nesin’in “Sosyalist Partiler” başlıklı yazıları yayımlandı. Nihayetinde tekrar hapse girmesi uzun sürmedi ve '''11 Aralık 1946''' tarihli son sayısıyla SES dergisi bir kez daha yayımını durdurdu. İki yıllık bir ara sonrası tekrar canlandırmayı denese de, sadece iki yeni sayı daha çıkarabildikten sonra dergi tekrar kapatıldı.
 +
 
 +
Defalarca kapatıldığı halde, inatla tekrar tekrar açtığı dergisinden tek şikayetçi olan devlet değildi. Kendisinden yazı istenmediği için SES dergisine cephe alan ünlü yazarlar, şairler de vardı. Ama şüphesiz ki en sürpriz şikayetçi [[Nazım Hikmet]]'ti. Yakın arkadaşı [[Zeki Baştımar]]'a hapishaneden gönderdiği bir mektupta, şiirlerini dizgi hataları ile basan SES dergisinden esprili bir dille şikayetçi olmuştu. Bu sadece doğru adrese, şaka yollu yapıcı bir eleştiriydi elbette.
 +
 
 +
Ahıskalı '''1950''' yılına gelindiğinde, hala hapishanede olan ve açlık grevine çıktığı duyulan Nazım Hikmet için, onun şiirlerini geniş kitlelere duyurmanın ötesinde de birşeyler yapabilme çabasındaydı. Diğer yanda yedi yıl süren uzun ve cezalı askerlik yükümlüğünden yeni terhis olmuş ve neredeyse her şeyini yitirmiş olan çocukluk arkadaşı [[Hasan İzzettin Dinamo]]'ya hayata tutunması için yardımcı olmaya çalışıyordu. Aynı sıralarda yedi yıllık zorunlu askerlik ve hapis cezasını tamamlayan bir diğer arkadaşı Zihni Anadol'a da kucak açmış, destek vermişti. Ardından ikisi birlikte SES dergisini devam ettirmek için son bir teşebbüste daha bulundular ve '''27 Ocak 1951''''de derginin yeni bir sayısını birlikte yayımladılar. Bu sayıdaki, kendisinin "İşçiler Birleşiniz!" başlıklı yazısı, Zihni Anadol’un da "Şafakta" adlı şiirinde geçen "kırmızı gül" ve "kasket" sözcükleri nedeniyle bir hafta sonra ikisi birlikte, TCK.142 kapsamında tekrar hapse atıldılar. Aynı hafta çıkan bir sonraki sayısı ise SES dergisinin son yayımı oldu.<ref>Gülsüm Cengiz (2021) "Bir edebiyat durağı, Küçükçekmece" s.59-107</ref>
 +
 
 +
Derginin içeriğini besleyen yazar, çizer çevresinin büyük bir kısmı, [[TKP]] çevresinde kümelenen ve [[Zeki Baştımar]]'ın "[[Aydınlar Grubu]]" adıyla partinin dışında ama yanında teşkil ettiği gizli oluşumun içindeydiler. Hedefledikleri; kültür ve sanat içerikli süreli yayımlar bombardımanı ile eğitimli kesimlere, üniversite öğrencilerine aydınlanma tohumları taşımaktı. Bu amaçla SES dergisi dışında da Ankara ve İstanbul merkezli bir dizi kültür sanat dergisi daha yayımlamışlardı. İyi zamanlarında 24 sayfaya ve 3000 tiraja kadar ulaşarak o döneme damgasını vuran SES dergisi de diğerleri gibi, yıllar sonra altmışlı yıllardaki sol rüzgarlarının insan kaynağını oluşturacaklar için ilk aydınlama kıvılcımlarından birisi olmuştu. 
 +
 
 +
Ahıskalı sonraki yıllarda kendisini şiirlere ve öykülere verdi. Küçük matbaa makinasıyla zar zor geçimini sağlamaya çalıştı. Ancak süreli yayım tutkusunu zaptedebilmesi sadece iki yıl sürdü. Yeni projesi, "Siyasi, Mizahi, Edebî Halk Gazetesi" başlığını taşıyan ve tüm içeriği kendisine ait olan "Güleryüz" isimli dört sayfalık haftalık dergisinin ilk sayısını '''4 Temmuz 1953''' tarihinde çıkardı. Ama büyük [[1951 Toplu Tevkifatı]] sonrası artık yanında [[Aydınlar Grubu]] yoktu. Bütün yazıları ve içeriği kendisi oluşturuyordu. Bununla birlikte ölçülü ve temkinli olmak gibi bir niyeti görünmüyordu. Dördüncü sayıda yer alan "Vatandaş Paranı Bankaya Yatırma" başlıklı yazısı nedeniyle tekrar tutuklandı ve hakkında 7 yıl hapis cezası istendi.
 +
Ara verdiği bu dergiyi de '''1960''' yılında çıkardığı 10. sayısı ile birlikte sonlandırdı.
 +
 
 +
Sonrasında kendini büyük ölçüde, o sıralarda üç yaşında annesiz kalan kızının büyütülmesine ve yetiştirilmesine adadı. Bir de eski dostlarına. Menekşe semtindeki küçük tek katlı bahçeli evini, edebiyat sofrası adını verdiği bir dergaha dönüştürmüştü adeta, altmışlı ve yetmişli yıllarda. Yaşar Kemal'den, [[Enver Gökçe]]'ye, Orhan Kemal'den [[İlhami Bekir Tez]]'e kadar kırklı yılların eski tüfeklerinden hayatta kalmış nice ismin uğrak yeri oldu o sofra. Yegane ekmek kapısı olan, yılların yadigarı o eski küçük matbaa makinası da sadece tek varlığı olan kızını yetiştirmek, eski dostlarını ağırlamak, ihtiyacı olanlara destek olmak için çalıştı senelerce. Kenarda köşede fazladan tek kuruş parası olmadı çoğu zaman. Özellikle yetmişli yıllarda, broşürlerini bildirilerini basacak başka matbaa bulmayan devrimci gençlerin de Yusuf abisi oldu, onları da sırtına yüklendi, onlar için de defalarca karakolluk oldu.
 +
 
 +
Onu modern zamanları Diyojen'i olarak tanımlayan ve hayat hikayesini uzun bir şiir haline getiren Trabzonlu şair Yaşar Miraç, dizelerinde Yusuf Ahıskalı'yı şu şekilde anlatmıştı:
  
 
<blockquote>
 
<blockquote>
''"...Onlar hep yürekler acısı. Bakmayın, ben bütün hayatımı çaldırdım. Hiç yazılmamış, basılmamış şiirlerimi yahut kaybettiklerimi tekrar anımsayarak yazmaya çalışmışımdır..."''
+
''"(...)
</blockquote>
+
yusuf abi bir garip / yaz kış demez yüzerdi / evde don atlet gezer / ne üşür ne terlerdi (...)
 
 
Tahliyesinden iki yıl kadar sonra, '''22 Mayıs 1941''' tarihinde eski TKP Merkez Komite üyesi Halil Yalçınkaya'nın kızı ile evlendi. Cağaloğlu semtinde bir evde kıyılan nikahı, dönemin önde gelen Marksist aydınlarının tarihi bir buluşması oldu aynı zamanda. Ressam [[Abidin Dino]] bir tablosunu düğün hediyesi olarak getirmiş, [[Bedri Rahmi Eyüboğlu]] ise şiir okuyarak o akşamı renklendirmişti.  
 
  
Ancak mutlu günleri uzun sürmedi. Ertesi yıl, [[Zeki Baştımar]]'ın çıkardığı ''Yeni Edebiyat'' isimli dergide yayımlanan "Vatan Şarkısı" isimli şiiri nedeniyle tekrar tutuklandı, dergi kapatıldı. Sonrasında askere alındı. Yedek subaylık hakkı olmasına rağmen, er rütbesiyle Islahiye'de bir garnizona teslim edildi. '''1943''''de kızının doğumunu haber aldığında, oradan firar edip İstanbul'a geldi. Uzun süre kaçak hayatı yaşadı, Karacaahmet mezarlığında bir barakada saklandı. O süreçte  "Karacaahmet Senfonisi" adlı eserini yazdı. Bir süre sonra tekrar yakalanıp askerlik süresi sıfırdan tekrar başlatıldı. Küçükçekmece'deki gecekondusunda biriktirdiği bütün çalışmalarına el koyulup imha edildi. Bine yakın şiirini, biri basıma hazır olmak üzere 5 romanını da bu şekilde yitirmiş oldu. Firarlar ve yakalanıp sıfırdan başlatılmalarla uzayan askerliğini ancak 7 sene sonra '''1949''''da tamamlayabildi.
+
fıçıdaki diyojen / galiba arkadaşı / yusuf abi yaşayan / diyojen olmayası
  
Terhis olduktan bir süre sonra, Adnan Menderes iktidarı ile birlikte devletin "McCarthy" özentili "komünist avcılığı" süreci doruğa çıkmış durumdaydı. Bir sonraki tutuklanması '''1956''' yılında, 6-7 Eylül devlet terörü operasyonunu komünistlere yıkma planı çerçevesinde gerçekleşti. Bu kez 6 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. O yıllarda farklı isimler kullanarak kaleme aldığı çevirilerle ve çeşitli eğitim kılavuzları ile geçimini sağlamaya çalıştı. Ancak pes etmeye çok yaklaştığı bir sırada, artık dayanamadığını, köyüne dönüp balıkçılık yapmayı deneyeceğini açıkladığı arkadaşı Orhan Kemal, onu ikna ederek bu kararından vazgeçirdi. 
+
ey gidi yusuf abi / sen ne güzel adamdın / trabzonca yaşayan / ahıskalılardandın
  
'''1960''' sonrası nispi demokrasi ortamından cesaret alarak, ilk kez 52 yaşındayken çalışmalarını kendi ismiyle yayımlatmaya başladı. O yıllardan sonra romanları art arda basılmaya başladı. Nihayet '''1977''' de 7 ciltlik Kutsal Barış romanı ile Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandığında 68 yaşındaydı ve o yılın tarihi 1 Mayıs'ında Taksim Meydanı'na giren kortejlerin en ön saflarındaydı.
+
selam cennetliğine / insan yüceliğine / selam bilgeliğine / şiirli bilincine
 +
(...)"''
 +
</blockquote>
  
'''1980''' darbesinde, tıpkı 12 Mart darbesinde olduğu gibi yine gözaltına alınması gereken aydınlar listesindeydi. 80'li yıllarda, öncesi büyük ölçüde yoksulluk içinde geçen yaşamının son yıllarını kendi köşesinde, nispeten unutulmuş ve yayımcılık dünyasından dışlanmış bir yazar olarak geçirdi, anılarını yazdı.  
+
'''1980''' yılında Parkinson hastalığına yakalandığında, tedavisini üstlenmek isteyen Bulgaristan Yazarlar Birliği'nin davetlisi olarak Sofya'ya gitti ve orada daha sonra ölene dek ilaçlarını kendisine gönderecek olan [[Fahri Erdinç]] tarafından birkaç hafta ağırlandı.  
 +
 
 +
'''1983''' yazında bir kalp krizi geçirdi ve son anda hastaneye yetiştirildi. Ancak kendisine derhal gerçekleştirilmesi önerilen ameliyat için gereken miktarda parası yoktu. Evine gönderildi. İki hafta sonra, '''26 Haziran 1983''' tarihinde ikinci bir kalp krizi ile İstanbul'daki evinde öldü. 12 Eylül cuntasının şiddetli baskı ortamında, gözlerden uzak cenaze merasimine sadece iki vefalı yazar ve şair dostu ile damadı katılmaya cesaret edebildi.
  
'''20 Haziran 1989''' tarihinde İstanbul'da öldü.
+
==Fikirleri==
 +
SES dergisi yıllarında [[TKP]] ve onunla bağlantılı [[Aydınlar Grubu]] çevresinde yer alsa da, özellikle kırklı yaşlarından sonra kendini Fabian Sosyalizmi fikrine bağlı bir sosyalist olarak tanımladı. Bir yazısında bu nihai idelojik çizgisini ve genelden ayrılan fikirlerini şu şekilde aktarmıştı:
  
==Fikirleri==
+
<blockquote>
Henüz küçük yaşlarındayken savaşın getirdiği yıkımı ve acıları en derinden yaşamış olan Hasan İzzettin Dinamo, sonraki hayatı boyunca siyasi duruşunu ve fikirlerini büyük ölçüde o temel üzerine şekillendirmiştir. Savaş karşıtlığı ve savaşların aslî sorumluları olarak gördüğü emperyalizme, büyük sermayeye karşı durmak onun en değişmez ilkeleridir. Özellikle [[Nazım Hikmet]]'in şiirlerinin etkisine girdiği 30'lu yıllarından itibaren her daim sol muhalefetin yanında yer almış, sosyalist çevreler ile yakın ilişki içinde olmuştur. Bununla birlikte, daha öncesinde ilk okul yıllarında içli dışlı olduğu Milliyetçi ve Turancı fikirlerin de etkisi ile olsa gerek, 40'lı yıllarda TKP içi mücadelede partinin İstanbul merkezli Ulusalcı/Sağ kanadına, yani "Şefik Hüsnü/Baraner" çizgisini temsil eden çevrelere nispeten daha yakın durmuştur. Hatta o yıllarda, partinin muhalif Leninist/Sol kanadını temsil ettiği için partiden dışlanan Nazım Hikmet'in yerine, alternatif devrim şairi olarak kendisinin öne çıkarılmasını önerenler dahi olmuştur. Ancak 40'lı yılların sonuna doğru [[Zeki Baştımar]]'ın TKP'nin başına geçip [[Nazım Hikmet]]'e parti nezdindeki itibarını iade etmesiyle, muhtemelen Dinamo'nun kendisinin de haberdar olmadığı bu fikir askıda kalmıştır. Ölümünün ardından, ünlü romancı Yaşar Kemal şunları söylemiştir:
+
''"...İngiliz sosyalistlerinin "kültürle halka indirmek" prensibini güden Fabian sosyalizmini memleketimizde yaymayı ve Bernard Shaw'ın bir kitabında bu sosyalizmin esaslarını yazdığı gibi; devletçilik, belediyecilik yolları ile bu sosyalizme erişileceğini kabul edenlerdeniz..."''
 +
</blockquote>
 +
 
 +
"Musa'nın Gecekondusu" romanında kendisinden "basımevci, yazar Hüsrev" adıyla kodlayarak bahseden yakın arkadaşı [[Hasan İzzettin Dinamo]], onun muazzam genişlikteki çevresi ile çelişkili gibi görünen yalnızlığını ve bunun sebebi olan kendine has yaşam felsefesini şu satırlarla anlatmıştı:
  
 
<blockquote>
 
<blockquote>
''"...O bir ermiş, bir kahraman, bir çocuk saflığında, dudaklarında hüzünlü bir gülümseme, yaşadı ve öldü. Hasan İzzettin Dinamo, su katılmamış, devrimci bir kahramandı ve edebiyatımızın da büyük ustalarından biriydi..."'' <ref>Alper Erdik (2018) "[https://www.ekdergi.com/su-katilmamis-devrimci-bir-kahraman-hasan-izzettin-dinamo/ Su Katılmamış Devrimci Bir Kahraman: Hasan İzzettin Dinamo]</ref>
+
''"...Basımevci, yazar Hüsrev, kafasının dikine, kendi özel düşüncelerine göre yaşayan bir adamdı. Bütün yaz, Tarzan gibi yarı çıplak gezip dolaşıyor, iş saatlerinin dışındaki bütün saatlerini böyle geçiriyordu. Kafasında özel tanrısı olarak yaşattığı, canlandırdığı kendisinden özge bir kişi daha vardı ki, o da keçi ayaklı Tanrı Pan’dı. Kendi yaşamı, duyuşları ile Pan’ın kişiliğinde gezdirdiği dünya arasında sıcak, sıkı bir ilişki kurduktan sonra Pan üstüne bir yığın şey okudu, düşündü. En sonra da Pan’ın, kendisinden başka biri olmadığı kesin kanısına vardı. Savaşı ortadan kaldıracak en son savaş düşüncesine karşı değilse de savaşa, tedirginliğe karşıydı. Soyu sopu, Prometeus’un zincire vurulup kartallara ya da akbabalara yemlik olarak bırakıldığı efsaneler ülkesi Kafkasya kayalıkları üzerinde kurulmuş bir kasabadan gelmişti. Bir iki yabancı dil öğrendiği, üniversite bitirdiği halde, halkın içinde, halkı kurtarmayı erek tutan en modern düşüncelerin ortasında yer almıştı..."''
 
</blockquote>
 
</blockquote>
  
 
==Eserleri==
 
==Eserleri==
 +
[[Dosya:Yusuf_Ahiskali_1973.jpg|400px|thumb|Yusuf Ahıskalı (1973)]]
 
*'''Şiir:'''
 
*'''Şiir:'''
[[Dosya:Dinamo-1988.jpg|400px|thumb|Hasan İzzettin Dinamo (1988)]]
+
*Hitabe (1945)
*Deniz Feneri (1937)
+
*Keçi Ayaklı İlah Pan (1952)
*Karacaahmet Senfonisi (1960)
+
*İstanbul'un Destanı (1953)
*Özgürlük Türküsü (1971)
+
*Mevsimler (1959)
*Mapushanemden Şiirler (1974)
+
*İşte Hürriyet (1960)
*Sürgün Şiirleri (1975)
+
*Harp Sonrası Hapishanelerin Destanı (1960)
*Gecekondumdan Şiirler (1976)
+
*Estek Köstek (1963)
*Çoban Şiirleri (1982)
 
*Nazım'dan Meltemler (1989)
 
*Tuyuğlar (1990)
 
  
*'''Roman:'''
+
*'''Öykü:'''
*Kutsal İsyan (8 Cilt) (1966-1968)
+
*Bizden İyileri (1940)
*Ateş Yılları (1968)
+
*Kocakarının İki Oğlu (1944)
*Savaş ve Açlar (1968)
+
*Yedeksubayın Aşkı (1944)
*Kutsal Barış (7 Cilt) (1972-1976)
+
*Bonnard’ın Tablocuğu (1960)
*Öksüz Musa (1973)
+
*Savaş Çocukları (1979)
*Musa'nın Mapushanesi (1974)
 
*Koyun Baba (1976)
 
*Musa'nın Gecekondusu (1976)
 
*Türk Kelebeği (1981)
 
*Açlık (1982)
 
*Adalet Sıtması (1983)
 
*Anadolu'da Bir Yunan Askeri (1988)
 
  
 
*'''Anı:'''
 
*'''Anı:'''
*6-7 Eylül Kasırgası (1971)
+
*Sosyalizmin Gelişme Yılı 1946 (1968)
*2. Dünya Savaşı'ndan Edebiyat Anıları (1984)
+
*Yeni İnsanlık Bilimi ve Bildirisi (1970)
*TKP ve Aydınlar (1989)
+
*Duvarların Ötesi (1975)
 
 
==Kaynakça==
 
 
 
[[Kategori: Önemli Kişiler]]
 
 
 
 
 
<ref>Gülsüm Cengiz (2021) "Trabzon Vilayetinde Kaleler" s.58-107</ref>
 
  
 
==Kaynakça==
 
==Kaynakça==
  
 
[[Kategori:Önemli Kişiler]]
 
[[Kategori:Önemli Kişiler]]
[[Kategori:Taslaklar]]
 

12.38, 10 Şubat 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Yusuf Ahıskalı (1929)

Yusuf Ahıskalı (1909-1983) Trabzon doğumlu şair, yazar ve yayımcıdır.

1940 kuşağının unutulmuş edebiyatçılarından biri olarak bilinir.[1] Kendi döneminin siyasi ve entelektüel kalıplarıyla pek uyuşmayan, kendine has bir yaşam tarzına sahip olmasının bunda önemli derecede etken olduğu düşünülür.[2]

İsmi

Soyadı, ailesinin göçmeni olduğu Ahıska bölgesinden kaynaklanır. Bazı erken dönem eserlerinde "Çağlayan", sonraki yıllarda ise "N.Kenan" ve "M.Şırıl" mahlaslarını da kullanmıştır.

Hayatı

Osmanlı döneminde zorunlu göçle memleketlerini terk edip şehre yerleşmiş Ahıskalı bir ailenin çocuğu olarak 10 Mart 1909 tarihinde Trabzon'da doğdu.

Birinci dünya savaşı yıllarında ailesi, daha sonraları " Muhacirlik" olarak hatırlanacak bir diğer zorunlu göçle Trabzon'u terk eden ahalinin arasındaydı. Savaş sonuna dek geçici olarak Sinop'a sığındılar. 1919 yılında Trabzon'a döndüklerinde, şehir 600 yıl sonra ikinci kez, yine uzun ömürlü olamayacak yeni bir entelektüel patlama ortamındaydı. Gazetelerin, dergilerin, matbaaların şehirde beş yıl kadar sürecek son altın çağını yaşadığı bu yıllarda, 10 yaşında bir çocuk olarak ilgi alanının netleşmesi fazla uzun sürmedi. İlk favori dergileri, Kelebek ve Karagöz idi. Orada başladığı Ortaöğrenim sürecini bir süre sonra İstanbul'da sürdüren Ahıskalı, ardından adım attığı Üniversite yıllarında "Çağlayan" mahlasıyla kaleme aldığı ilk yazılarını Trabzon'da Halk Gazetesi'nde yayımlatmaya başladı. Okulundaki hocalarından biri olan Suphi Nuri İleri, onun bilimsel sosyalist fikirlerle ilk doğrudan temas kaynağı olmuştu.

1934 yılında mezuniyetinin ardından gümrük müfettişi olarak çalışmaya başladı. Ama asıl amacı ve çocukluk hayali olan yayımcılık dünyasına adım atmanın yollarını arıyordu. İleri'nin yeğeni olan Abidin Dino ile bu süreçte tanıştı ve hocasının da teşviki ile, onunla birlikte ilk olarak 1938'de SES (Sosyoloji, Edebiyat, Sanat) isimli bir kültür dergisi yayımladılar. Bu sayede Sabahattin Ali, Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Hüsamettin Bozok, Melih Cevdet Anday, Asaf Halet Çelebi, Hasan İzzettin Dinamo, Nail Çakırhan, Aziz Nesin, Hasan Basri Alp, Kemal Tahir, Zekeriya Sertel gibi dönemin ilerici sosyalist aydınlarıyla tanışma imkanı buldu. Hepsi yazılarıyla, şiirleriyle dergiye katkı verdiler. Önemli bir kısmı bu katkılarında mahlas kullanmayı tercih etti.

Öte yandan, oldukça parlak bir başlangıç yaptığı memuriyet kariyeri, üst düzey müdürlere kadar uzanan bir rüşvet ağını açığa çıkarıp rapor etmesi ile beklenmedik bir anda sekteye uğramıştı. Türkiye gümrüklerindeki yerleşik işleyişinden habersiz olması, devletin üst kademelerini dahi şaşkına uğrattı. Nihayetinde devlet "işini bilen" memur ve bürokratlarının yanında durdu. Kendisine ise sadece istifa etme seçeneği kalmıştı. Profesyonel kariyerini sona erdirip, fiilen derginin başına geçti. Bir yıl sonra Nazım Hikmet'in cezaevinden "Nurettin Eşfak" mahlasıyla gönderdiği şiirlerini de yayımlamaya başladı. Ancak muhtemelen, dergi için harcamakta olduğu maddi birikimini tüketince 5. sayısında yayıma ara vermek zorunda kaldı.

1939'da tekrar çıkmaya başlayan derginin 2. sayısının kapağını Abidin Dino, sıkılı bir yumruk çizimi ile tasarladı. Yusuf Ahıskalı, bu yumruğun ne anlama geldiğine dair ifade vermek üzere Ankara'ya çağrıldı. Kendisine derginin ismini değiştirmesi ve çizgisine çeki düzen vermesi şartıyla kapatılmayacağı söylendi. "YENİ SES" adıyla yayımlanan ve içinde İhsan Mehmed Hamamizade'nin "Trabzon Halk Sanatı" başlıklı incelemesinin de yer aldığı bir sonraki sayı ve ardından gelen diğer sayılar, sayfalarında sağ cenahtan şair ve yazarlara da yer veren, arada İnönü'ye ve devlete de mecburi selamlar çakan bir içerikle çıkmaya başladı. Buna rağmen, 7. sayıda Nazım Hikmet'in "Kara Haber" şiirinin kendi el yazısıyla kapakta yayımlanmasıyla, siyasi baskılar tekrar arttı. Temmuz 1941'de faaaliyetleri durduruldu. 1943'de kaldığı yerden yayımına devam eden dergi, 16. sayıda Hasan İzzettin Dinamo'nun Cumhuriyet gazetesindeki Nazi yanlısı köşe yazarlarını hedef alan taşlaması nedeniyle tekrar Ankara'nın radarına takıldı. Dergi sahibi olarak Yusuf Ahıskalı, Dinamo ile birlikte Sıkı Yönetim Komutanlığı'nda sorguya çekildi. Kısa bir süre sonra da "ihtiyat yedeği" olarak ikinci kez askere alındı. [3]

Bu cezalandırma askerliğinden terhis olmasını takiben 1944'de ikinci ve üçüncü öykü kitaplarını, ertesi yıl da ilk şiir kitabını yayımladı. Savaş sonrası, 1946'da, yeni çok partili sistemle birlikte kurulan partilerden biri olan Türkiye Sosyalist Partisi'ne üye oldu. Aynı süreçte SES dergisini üçüncü kez çıkartmak için de kolları sıvadı. Bu yeni dönemde de derginin her sayısında, hala tutsak olan Nazım Hikmet'in "Nurettin Eşfak" imzalı şiirlerine yer verdi. Yayım çizgisini giderek daha siyasi bir çizgiye taşıdı. 7. sayıda kendisinin “Sosyalist Bir Hükümet Lazım” ve Aziz Nesin’in “Sosyalist Partiler” başlıklı yazıları yayımlandı. Nihayetinde tekrar hapse girmesi uzun sürmedi ve 11 Aralık 1946 tarihli son sayısıyla SES dergisi bir kez daha yayımını durdurdu. İki yıllık bir ara sonrası tekrar canlandırmayı denese de, sadece iki yeni sayı daha çıkarabildikten sonra dergi tekrar kapatıldı.

Defalarca kapatıldığı halde, inatla tekrar tekrar açtığı dergisinden tek şikayetçi olan devlet değildi. Kendisinden yazı istenmediği için SES dergisine cephe alan ünlü yazarlar, şairler de vardı. Ama şüphesiz ki en sürpriz şikayetçi Nazım Hikmet'ti. Yakın arkadaşı Zeki Baştımar'a hapishaneden gönderdiği bir mektupta, şiirlerini dizgi hataları ile basan SES dergisinden esprili bir dille şikayetçi olmuştu. Bu sadece doğru adrese, şaka yollu yapıcı bir eleştiriydi elbette.

Ahıskalı 1950 yılına gelindiğinde, hala hapishanede olan ve açlık grevine çıktığı duyulan Nazım Hikmet için, onun şiirlerini geniş kitlelere duyurmanın ötesinde de birşeyler yapabilme çabasındaydı. Diğer yanda yedi yıl süren uzun ve cezalı askerlik yükümlüğünden yeni terhis olmuş ve neredeyse her şeyini yitirmiş olan çocukluk arkadaşı Hasan İzzettin Dinamo'ya hayata tutunması için yardımcı olmaya çalışıyordu. Aynı sıralarda yedi yıllık zorunlu askerlik ve hapis cezasını tamamlayan bir diğer arkadaşı Zihni Anadol'a da kucak açmış, destek vermişti. Ardından ikisi birlikte SES dergisini devam ettirmek için son bir teşebbüste daha bulundular ve 27 Ocak 1951'de derginin yeni bir sayısını birlikte yayımladılar. Bu sayıdaki, kendisinin "İşçiler Birleşiniz!" başlıklı yazısı, Zihni Anadol’un da "Şafakta" adlı şiirinde geçen "kırmızı gül" ve "kasket" sözcükleri nedeniyle bir hafta sonra ikisi birlikte, TCK.142 kapsamında tekrar hapse atıldılar. Aynı hafta çıkan bir sonraki sayısı ise SES dergisinin son yayımı oldu.[4]

Derginin içeriğini besleyen yazar, çizer çevresinin büyük bir kısmı, TKP çevresinde kümelenen ve Zeki Baştımar'ın "Aydınlar Grubu" adıyla partinin dışında ama yanında teşkil ettiği gizli oluşumun içindeydiler. Hedefledikleri; kültür ve sanat içerikli süreli yayımlar bombardımanı ile eğitimli kesimlere, üniversite öğrencilerine aydınlanma tohumları taşımaktı. Bu amaçla SES dergisi dışında da Ankara ve İstanbul merkezli bir dizi kültür sanat dergisi daha yayımlamışlardı. İyi zamanlarında 24 sayfaya ve 3000 tiraja kadar ulaşarak o döneme damgasını vuran SES dergisi de diğerleri gibi, yıllar sonra altmışlı yıllardaki sol rüzgarlarının insan kaynağını oluşturacaklar için ilk aydınlama kıvılcımlarından birisi olmuştu.

Ahıskalı sonraki yıllarda kendisini şiirlere ve öykülere verdi. Küçük matbaa makinasıyla zar zor geçimini sağlamaya çalıştı. Ancak süreli yayım tutkusunu zaptedebilmesi sadece iki yıl sürdü. Yeni projesi, "Siyasi, Mizahi, Edebî Halk Gazetesi" başlığını taşıyan ve tüm içeriği kendisine ait olan "Güleryüz" isimli dört sayfalık haftalık dergisinin ilk sayısını 4 Temmuz 1953 tarihinde çıkardı. Ama büyük 1951 Toplu Tevkifatı sonrası artık yanında Aydınlar Grubu yoktu. Bütün yazıları ve içeriği kendisi oluşturuyordu. Bununla birlikte ölçülü ve temkinli olmak gibi bir niyeti görünmüyordu. Dördüncü sayıda yer alan "Vatandaş Paranı Bankaya Yatırma" başlıklı yazısı nedeniyle tekrar tutuklandı ve hakkında 7 yıl hapis cezası istendi. Ara verdiği bu dergiyi de 1960 yılında çıkardığı 10. sayısı ile birlikte sonlandırdı.

Sonrasında kendini büyük ölçüde, o sıralarda üç yaşında annesiz kalan kızının büyütülmesine ve yetiştirilmesine adadı. Bir de eski dostlarına. Menekşe semtindeki küçük tek katlı bahçeli evini, edebiyat sofrası adını verdiği bir dergaha dönüştürmüştü adeta, altmışlı ve yetmişli yıllarda. Yaşar Kemal'den, Enver Gökçe'ye, Orhan Kemal'den İlhami Bekir Tez'e kadar kırklı yılların eski tüfeklerinden hayatta kalmış nice ismin uğrak yeri oldu o sofra. Yegane ekmek kapısı olan, yılların yadigarı o eski küçük matbaa makinası da sadece tek varlığı olan kızını yetiştirmek, eski dostlarını ağırlamak, ihtiyacı olanlara destek olmak için çalıştı senelerce. Kenarda köşede fazladan tek kuruş parası olmadı çoğu zaman. Özellikle yetmişli yıllarda, broşürlerini bildirilerini basacak başka matbaa bulmayan devrimci gençlerin de Yusuf abisi oldu, onları da sırtına yüklendi, onlar için de defalarca karakolluk oldu.

Onu modern zamanları Diyojen'i olarak tanımlayan ve hayat hikayesini uzun bir şiir haline getiren Trabzonlu şair Yaşar Miraç, dizelerinde Yusuf Ahıskalı'yı şu şekilde anlatmıştı:

"(...) yusuf abi bir garip / yaz kış demez yüzerdi / evde don atlet gezer / ne üşür ne terlerdi (...)

fıçıdaki diyojen / galiba arkadaşı / yusuf abi yaşayan / diyojen olmayası

ey gidi yusuf abi / sen ne güzel adamdın / trabzonca yaşayan / ahıskalılardandın

selam cennetliğine / insan yüceliğine / selam bilgeliğine / şiirli bilincine (...)"

1980 yılında Parkinson hastalığına yakalandığında, tedavisini üstlenmek isteyen Bulgaristan Yazarlar Birliği'nin davetlisi olarak Sofya'ya gitti ve orada daha sonra ölene dek ilaçlarını kendisine gönderecek olan Fahri Erdinç tarafından birkaç hafta ağırlandı.

1983 yazında bir kalp krizi geçirdi ve son anda hastaneye yetiştirildi. Ancak kendisine derhal gerçekleştirilmesi önerilen ameliyat için gereken miktarda parası yoktu. Evine gönderildi. İki hafta sonra, 26 Haziran 1983 tarihinde ikinci bir kalp krizi ile İstanbul'daki evinde öldü. 12 Eylül cuntasının şiddetli baskı ortamında, gözlerden uzak cenaze merasimine sadece iki vefalı yazar ve şair dostu ile damadı katılmaya cesaret edebildi.

Fikirleri

SES dergisi yıllarında TKP ve onunla bağlantılı Aydınlar Grubu çevresinde yer alsa da, özellikle kırklı yaşlarından sonra kendini Fabian Sosyalizmi fikrine bağlı bir sosyalist olarak tanımladı. Bir yazısında bu nihai idelojik çizgisini ve genelden ayrılan fikirlerini şu şekilde aktarmıştı:

"...İngiliz sosyalistlerinin "kültürle halka indirmek" prensibini güden Fabian sosyalizmini memleketimizde yaymayı ve Bernard Shaw'ın bir kitabında bu sosyalizmin esaslarını yazdığı gibi; devletçilik, belediyecilik yolları ile bu sosyalizme erişileceğini kabul edenlerdeniz..."

"Musa'nın Gecekondusu" romanında kendisinden "basımevci, yazar Hüsrev" adıyla kodlayarak bahseden yakın arkadaşı Hasan İzzettin Dinamo, onun muazzam genişlikteki çevresi ile çelişkili gibi görünen yalnızlığını ve bunun sebebi olan kendine has yaşam felsefesini şu satırlarla anlatmıştı:

"...Basımevci, yazar Hüsrev, kafasının dikine, kendi özel düşüncelerine göre yaşayan bir adamdı. Bütün yaz, Tarzan gibi yarı çıplak gezip dolaşıyor, iş saatlerinin dışındaki bütün saatlerini böyle geçiriyordu. Kafasında özel tanrısı olarak yaşattığı, canlandırdığı kendisinden özge bir kişi daha vardı ki, o da keçi ayaklı Tanrı Pan’dı. Kendi yaşamı, duyuşları ile Pan’ın kişiliğinde gezdirdiği dünya arasında sıcak, sıkı bir ilişki kurduktan sonra Pan üstüne bir yığın şey okudu, düşündü. En sonra da Pan’ın, kendisinden başka biri olmadığı kesin kanısına vardı. Savaşı ortadan kaldıracak en son savaş düşüncesine karşı değilse de savaşa, tedirginliğe karşıydı. Soyu sopu, Prometeus’un zincire vurulup kartallara ya da akbabalara yemlik olarak bırakıldığı efsaneler ülkesi Kafkasya kayalıkları üzerinde kurulmuş bir kasabadan gelmişti. Bir iki yabancı dil öğrendiği, üniversite bitirdiği halde, halkın içinde, halkı kurtarmayı erek tutan en modern düşüncelerin ortasında yer almıştı..."

Eserleri

Yusuf Ahıskalı (1973)
  • Şiir:
  • Hitabe (1945)
  • Keçi Ayaklı İlah Pan (1952)
  • İstanbul'un Destanı (1953)
  • Mevsimler (1959)
  • İşte Hürriyet (1960)
  • Harp Sonrası Hapishanelerin Destanı (1960)
  • Estek Köstek (1963)
  • Öykü:
  • Bizden İyileri (1940)
  • Kocakarının İki Oğlu (1944)
  • Yedeksubayın Aşkı (1944)
  • Bonnard’ın Tablocuğu (1960)
  • Savaş Çocukları (1979)
  • Anı:
  • Sosyalizmin Gelişme Yılı 1946 (1968)
  • Yeni İnsanlık Bilimi ve Bildirisi (1970)
  • Duvarların Ötesi (1975)

Kaynakça

  1. Ali Mustafa (2018) "Ses'li yıllardan bir insan: Yusuf Ahıskalı Kıyı Edebiyat Dergisi, Sayı:10 s.14-20
  2. Güngör Gençay (2002) “Yaşamın Terkisinde Bir Ömür, Yusuf Ahıskalı” Yaba Edebiyat Dergisi, Sayı:17 s.26
  3. M.Bülent Varlık (2021) "1940'ların Dergileri" c.III s.17-20
  4. Gülsüm Cengiz (2021) "Bir edebiyat durağı, Küçükçekmece" s.59-107