Yusuf Ahıskalı
Yusuf Ahıskalı (1909-1983) Trabzon doğumlu şair, yazar ve yayımcıdır.
1940 kuşağının unutulmuş edebiyatçılarından biri olarak bilinir.[1] Kendi döneminin siyasi ve entelektüel kalıplarıyla pek uyuşmayan, kendine has bir yaşam tarzına sahip olmasının bunda önemli derecede etken olduğunu düşünülür.[2]
İsmi
Soyadı, ailesinin göçmeni olduğu Ahıska bölgesinden kaynaklanır. Bazı erken dönem eserlerinde "Çağlayan", sonraki yıllarda ise "N.Kenan" ve "M.Şırıl" mahlaslarını da kullanmıştır.
Hayatı
Osmanlı döneminde zorunlu göçle memleketlerini terk edip şehre yerleşmiş Ahıskalı bir ailenin çocuğu olarak 10 Mart 1909 tarihinde Trabzon'da doğdu.
Birinci dünya savaşı yıllarında ailesi, daha sonraları "Muhacirlik" olarak hatırlanacak bir diğer zorunlu göçle Trabzon'u terk eden ahalinin arasındaydı. Savaş sonuna dek geçici olarak Sinop'a sığındılar. 1919 yılında Trabzon'a döndüklerinde, şehir 600 yıl sonra ikinci kez, yine uzun ömürlü olamayacak yeni bir entelektüel patlama ortamındaydı. Gazetelerin, dergilerin, matbaaların şehirde beş yıl kadar sürecek son altın çağını yaşadığı bu yıllarda, 10 yaşında bir çocuk olarak ilgi alanının netleşmesi fazla uzun sürmedi. İlk favori dergileri, Kelebek ve Karagöz idi. Orada başladığı Ortaöğrenim sürecini bir süre sonra İstanbul'da sürdüren Ahıskalı, ardından adım attığı Üniversite yıllarında "Çağlayan" mahlasıyla kaleme aldığı ilk yazılarını Trabzon'da Halk Gazetesi'nde yayımlatmaya başladı. Okulundaki hocalarından biri olan Suphi Nuri İleri, onun bilimsel sosyalist fikirlerle ilk doğrudan temas kaynağı olmuştu.
1934 yılında mezuniyetinin ardından gümrük müfettişi olarak çalışmaya başladı. Ama asıl amacı ve çocukluk hayali olan yayımcılık dünyasına adım atmanın yollarını arıyordu. İleri'nin yeğeni olan Abidin Dino ile bu süreçte tanıştı ve hocasının da teşviki ile, onunla birlikte ilk olarak 1938'de SES (Sosyoloji, Edebiyat, Sanat) isimli bir kültür dergisi yayımladılar. Bu sayede Sabahattin Ali, Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Hüsamettin Bozok, Melih Cevdet Anday, Asaf Halet Çelebi, Hasan İzzettin Dinamo, Nail Çakırhan, Aziz Nesin, Hasan Basri Alp, Kemal Tahir, Zekeriya Sertel gibi dönemin ilerici sosyalist aydınlarıyla tanışma imkanı buldu. Hepsi yazılarıyla, şiirleriyle dergiye katkı verdiler. Önemli bir kısmı bu katkılarında mahlas kullanmayı tercih etti.
Öte yandan, oldukça parlak bir başlangıç yaptığı memuriyet kariyeri, üst düzey müdürlere kadar uzanan bir rüşvet ağını açığa çıkarıp rapor etmesi ile beklenmedik bir anda sekteye uğramıştı. Türkiye gümrüklerindeki yerleşik işleyişinden habersiz olması, devletin üst kademelerini dahi şaşkına uğrattı. Nihayetinde devlet "işini bilen" memur ve bürokratlarının yanında durdu. Kendisine ise sadece istifa etme seçeneği kalmıştı. Profesyonel kariyerini sona erdirip, fiilen derginin başına geçti. Bir yıl sonra Nazım Hikmet'in cezaevinden "Nurettin Eşfak" mahlasıyla gönderdiği şiirlerini de yayımlamaya başladı. Ancak muhtemelen, dergi için harcamakta olduğu maddi birikimini tüketince 5. sayısında yayıma ara vermek zorunda kaldı.
1939'da tekrar çıkmaya başlayan derginin 2. sayısının kapağını Abidin Dino, sıkılı bir yumruk çizimi ile tasarladı. Yusuf Ahıskalı, bu yumruğun ne anlama geldiğine dair ifade vermek üzere Ankara'ya çağrıldı. Kendisine derginin ismini değiştirmesi ve çizgisine çeki düzen vermesi şartıyla kapatılmayacağı söylendi. "YENİ SES" adıyla yayımlanan bir sonraki sayı, içinde İhsan Mehmed Hamamizade'nin "Trabzon Halk Sanatı" başlıklı incelemesinin de yer aldığı daha zengin, ama arada İnönü'ye ve devlete de mecburi selamlar veren bir içerikle çıktı. Derginin kapaklarını dönüşümlü olarak Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Abidin Dino tasarlıyordu. 7. sayıda Nazım Hikmet'in "Kara Haber" şiirinin kendi el yazısıyla kapakta yayımlanmasından sonra siyasi baskılar tekrar arttı. Temmuz 1941'de faaaliyetleri durduruldu. 1943'de kaldığı yerden devam eden sayılar, Hasan İzzettin Dinamo'nun Cumhuriyet gazetesindeki Nazi yanlısı köşe yazarlarını hedef alan taşlaması nedeniyle tekrar Ankara'nın radarına takıldı. Dergi sahibi olarak Yusuf Ahıskalı, Dinamo ile birlikte Sıkı Yönetim Komutanlığı'nda sorguya çekildi. Kısa bir süre sonra da "ihtiyat yedeği" olarak ikinci kez askere alındı. [3]
Bu cezalandırma askerliğinden terhis olmasını takiben 1944'de ikinci ve üçüncü öykü kitaplarını, ertesi yıl da ilk şiir kitabını yayımladı. Savaş sonrası, 1946'da, yeni çok partili sistemle birlikte kurulan partilerden biri olan Türkiye Sosyalist Partisi'ne üye oldu. Aynı süreçte SES dergisini üçüncü kez çıkartmak için de kolları sıvadı. Bu yeni dönemde de derginin her sayısında, hala tutsak olan Nazım Hikmet'in "Nurettin Eşfak" imzalı şiirlerine yer verdi. Yayım çizgisini giderek daha siyasi bir çizgiye taşıdı. 7. sayıda kendisinin “Sosyalist Bir Hükümet Lazım” ve Aziz Nesin’in “Sosyalist Partiler” başlıklı yazıları yayımlandı. Nihayetinde tekrar hapse atılması uzun sürmedi ve 11 Aralık 1946 tarihli son sayısıyla SES dergisi bir kez yayımını durdurdu. İki yıllık bir ara sonrası tekrar canlandırmayı denese de, sadece iki yeni sayı daha çıkarabildikten sonra dergi tekrar kapatıldı.
Defalarca kapatıldığı halde, inatla tekrar tekrar açtığı dergisinden tek şikayetçi olan devlet değildi. Kendisinden yazı istenmediği için SES dergisine cephe alan ünlü yazarlar, şairler de vardı. Ama şüphesiz ki en sürpriz şikayetçi Nazım Hikmet'ti. Yakın arkadaşı Zeki Baştımar'a hapishaneden gönderdiği bir mektupta, şiirlerini dizgi hataları ile basan SES dergisinden esprili bir dille şikayetçi olmuştu. Bu sadece doğru adrese, şaka yollu yapıcı bir eleştiriydi elbette.
Ahıskalı 1950 yılına gelindiğinde, hala hapishanede olan ve açlık grevine çıktığı duyulan Nazım Hikmet için, onun şiirlerini geniş kitlelere duyurmanın ötesinde de birşeyler yapabilme çabasındaydı. Diğer yanda yedi yıl süren uzun ve cezalı askerlik yükümlüğünden yeni terhis olmuş ve neredeyse her şeyini yitirmiş olan çocukluk arkadaşı Hasan İzzettin Dinamo'ya hayata tutunması için yardımcı olmaya çalışıyordu. Aynı sıralarda yedi yıllık zorunlu askerlik ve hapis cezasını tamamlayan bir diğer arkadaşı Zihni Anadol'a da kucak açmış, destek vermişti. Ardından ikisi birlikte SES dergisini devam ettirmek için son bir teşebbüste daha bulundular ve 27 Ocak 1951'de derginin yeni bir sayısını birlikte yayımladılar. Bu sayıdaki, kendisinin "İşçiler Birleşiniz!" başlıklı yazısı, Zihni Anadol’un da "Şafakta" adlı şiirinde geçen "kırmızı gül" ve "kasket" sözcükleri nedeniyle bir hafta sonra ikisi birlikte, TCK.142 kapsamında tekrar hapse atıldılar. Aynı hafta çıkan bir sonraki sayısı ise SES dergisinin son yayımı oldu.[4]
Derginin içeğini besleyen yazar, çizer çevresinin tamamına yakını, -muhtemelen kendisi de dahil- TKP çevresinde kümelenen ve Zeki Baştımar'ın, partinin dışında ama yanında Aydınlar Grubu adıyla teşkil ettiği gizli oluşumun içindeydiler. Hedefledikleri; kültür ve sanat içerikli süreli yayımlar bombardımanı ile eğitimli kesimlere, üniversite öğrencilerine aydınlanma tohumları taşımaktı. Bu amaçla SES dergisi dışında da Ankara ve İstanbul merkezli bir dizi kültür sanat dergisi daha yayımlamışlardı. İyi zamanlarında 24 sayfaya ve 3000 tiraja kadar ulaşarak bir döneme damgasını vuran SES dergisi de diğerleri gibi, yıllar sonra altmışlı yıllardaki sol rüzgarlarının zeminini inşa edecek aydınlama kıvılcımlarından birisi olacaktı.
Ahıskalı sonraki yıllarda kendisini şiirlere ve öykülere verdi. Küçük matbaa makinasıyla zar zor geçimini sağlamaya çalıştı. Ancak süreli yayım tutkusunu zaptedebilmesi sadece iki yıl sürdü. Yeni projesi, "Siyasi, Mizahi, Edebî Halk Gazetesi" başlığını taşıyan ve tüm içeriği kendisine ait olan "Güleryüz" isimli dört sayfalık haftalık dergisinin ilk sayısını 4 Temmuz 1953 tarihinde çıkardı. Ama büyük 1951 Toplu Tevkifatı sonrası artık yanında Aydınlar Grubu yoktu. Bütün yazıları ve içeriği kendisi oluşturuyordu. Bununla birlikte ölçülü ve temkinli olmak gibi bir niyeti görünmüyordu. Dördüncü sayıda yer alan "Vatandaş Paranı Bankaya Yatırma" başlıklı yazısı nedeniyle tekrar tutuklandı ve hakkında 7 yıl hapis cezası istendi. Ara verdiği bu dergiyi de 1960 yılında çıkardığı 10. sayısı ile birlikte sonlandırdı.
Sonrasında kendini büyük ölçüde üç yaşında annesiz kalan kızının büyütülmesine ve yetiştirilmesine adadı. Bir de eski dostlarına. Menekşe semtindeki küçük tek katlı ve bahçeli evi, edebiyat sofrası adını verdiği bir dergaha dönüştürmüştü adeta, altmışlı ve yetmişli yıllarda. Yaşar Kemal'den, Enver Gökçe'ye, İlhami Bekir Tez'e kadar kırklı yılların eski tüfeklerinden hayatta kalmış nice ismin uğrak yeri oldu sofra. Yegane ekmek kapısı olan yılların yadigarı o eski küçük matbaa makinası, sadece tek varlığı olan kızını yetiştirmek, eski dostlarını ağırlamak, ihtiyacı olanlara destek olmak için çalıştı senelerce. Kenarda köşede fazladan tek bir kuruş parası olmadı hiçbir zaman. Özellikle yetmişli yıllarda, broşürlerini bildirilerini basacak başka matbaa bulmayan devrimci gençlerin de Yusuf abisi oldu, onları da sırtına yüklendi, onlar için de defalarca karakolluk oldu.
Onu modern zamanları Diyojen'i olarak tanımlayan ve hayat hikayesini uzun bir şiir haline getiren Trabzonlu şair Yaşar Miraç, dizelerinde Yusuf Ahıskalı'yı şu şekilde anlatmıştı:
"(...) yusuf abi bir garip / yaz kış demez yüzerdi / evde don atlet gezer / ne üşür ne terlerdi (...)
fıçıdaki diyojen / galiba arkadaşı / yusuf abi yaşayan / diyojen olmayası
ey gidi yusuf abi / sen ne güzel adamdın / trabzonca yaşayan / ahıskalılardandın
selam cennetliğine / insan yüceliğine / selam bilgeliğine / şiirli bilincine (...)"
1980 yılında Pakinson hastalığına yakalandığında, tedavisini üstlenmek isteyen Bulgaristan Yazarlar Birliği'nin davetlisi olarak Sofya'ya gitti ve orada daha sonra ölene ilaçlarını kendisine gönderecek olan Fahri Erdinç tarafından birkaç hafta ağırlandı.
1983 yazında bir kalp krizi geçirdi ve son anda hastaneye yetiştirildi. Ancak kendisine derhal gerçekleştirilmesi önerilen ameliyat için gereken miktarda parası yoktu. Evine gönderildi. İki hafta sonra, 26 Haziran 1983 tarihinde ikinci bir kalp krizi ile İstanbul'daki evinde öldü. 12 Eylül cuntasının şiddetli baskı ortamında, gözlerden uzak cenaze merasimine sadece iki vefalı yazar ve şair dostu ile damadı katılmaya cesaret edebildi.
Fikirleri
SES dergisi yıllarında TPK ve onunla bağlantılı Aydınlar Grubu çevresinde yer alsa da, özellikle ellili yaşlarından sonra kendini Fabian Sosyalizmi fikrine bağlı bir sosyalist olarak tanımladı. Bir yazısında bu nihai idelojik çizgisini ve genelden ayrılan fikirlerini şu şekilde aktarmıştı:
"...İngiliz sosyalistlerinin "kültürle halka indirmek" prensibini güden Fabian sosyalizmini memleketimizde yaymayı ve Bernard Shaw'ın bir kitabında bu sosyalizmin esaslarını yazdığı gibi; devletçilik, belediyecilik yolları ile bu sosyalizme erişileceğini kabul edenlerdeniz..."
Musa'nın Gecekondusu romanında kendisinden, onu "basımevci, yazar Hüsrev" adıyla kodlayarak bahseden yakın arkadaşı Hasan İzzettin Dinamo, onun muazzam genişlikteki çevresi ile çelişkili gibi görünen yalnızlığını ve bunun sebebi olan kendine has yaşam felsefesini şu satırlarla anlatmıştı:
"...Basımevci, yazar Hüsrev, kafasının dikine, kendi özel düşüncelerine göre yaşayan bir adamdı. Bütün yaz, Tarzan gibi yarı çıplak gezip dolaşıyor, iş saatlerinin dışındaki bütün saatlerini böyle geçiriyordu. Kafasında özel tanrısı olarak yaşattığı, canlandırdığı kendisinden özge bir kişi daha vardı ki, o da keçi ayaklı Tanrı Pan’dı. Kendi yaşamı, duyuşları ile Pan’ın kişiliğinde gezdirdiği dünya arasında sıcak, sıkı bir ilişki kurduktan sonra Pan üstüne bir yığın şey okudu, düşündü. En sonra da Pan’ın, kendisinden başka biri olmadığı kesin kanısına vardı. Savaşı ortadan kaldıracak en son savaş düşüncesine karşı değilse de savaşa, tedirginliğe karşıydı. Soyu sopu, Prometeus’un zincire vurulup kartallara ya da akbabalara yemlik olarak bırakıldığı efsaneler ülkesi Kafkasya kayalıkları üzerinde kurulmuş bir kasabadan gelmişti. Bir iki yabancı dil öğrendiği, üniversite bitirdiği halde, halkın içinde, halkı kurtarmayı erek tutan en modern düşüncelerin ortasında yer almıştı..."
Eserleri
- Şiir:
- Hitabe (1945)
- Keçi Ayaklı İlah Pan (1952)
- İstanbul'un Destanı (1953)
- Mevsimler (1959)
- İşte Hürriyet (1960)
- Harp Sonrası Hapishanelerin Destanı (1960)
- Estek Köstek (1963)
- Öykü:
- Bizden İyileri (1940)
- Kocakarının İki Oğlu (1944)
- Yedeksubayın Aşkı (1944)
- Bonnard’ın Tablocuğu (1960)
- Savaş Çocukları (1979)
- Anı:
- Sosyalizmin Gelişme Yılı 1946 (1968)
- Yeni İnsanlık Bilimi ve Bildirisi (1970)
- Duvarların Ötesi (1975)
Kaynakça
- ↑ Ali Mustafa (2018) "Ses'li yıllardan bir insan: Yusuf Ahıskalı Kıyı Edebiyat Dergisi, Sayı:10 s.14-20
- ↑ Güngör Gençay (2002) “Yaşamın Terkisinde Bir Ömür, Yusuf Ahıskalı” Yaba Edebiyat Dergisi, Sayı:17 s.26
- ↑ M.Bülent Varlık (2021) "1940'ların Dergileri" c.III s.17-20
- ↑ Gülsüm Cengiz (2021) "Bir edebiyat durağı, Küçükçekmece" s.59-107